23 Aralık 2012 Pazar

Birkaç Güzel İnsan

İnsanın bazı anlarda kendini dünyanın en gereksiz insanı hissetmesi, bir an önce geçmesi gereken dakikalardır. Ben ki, öyle zamanlarda çok tehlikeli olurum, bir an önce en sevdiklerimden birine zarar verene kadar problem çıkarıyorum. Ve o anda bunu düşünemiyorum. Taa ki karşımdaki insan " aaaa yeter ama artık ilgileniyorum ama bi yere kadar" diyene kadar. İşte o an kendime geliyorum, tokat gibi çarpıyor. Aslında bunu kasıtlı yapıyorum, o tokatı yemek istiyorum yani. Çünkü zaten o kötü psikolojiye insan yalnızken giriyor, aklındaki kötü düşünceleri dağıtamıyor, onlara çok yükleniyor büyütüyor da büyütüyor. O tokatı yiyip, kafamdakini POFF diye dağıtmam lazım. Hoş bir yöntem mi ? Değil. her seferinde ondan bu fedakarlığı beklemek hayvanlık. Ama o hayvana bile katlanan biricik insanlar var. İmreniyorum sabırlarına.

Aslında düşünüyorum da, benim yapamadığım ama bana yapılan bir sürü özveri var. Mesela beni bir dinliyor bazı güzel insanlar, beni benden daha iyi anlıyor. Tek kelimesini bile kaçırmıyor söylediklerimin. Ben bile konuşurken başka şeyler düşünebiliyorum ama o beni pür dikkat dinliyor. Ben birisini böyle dinleyemiyorum malesef. Dikkatim dağılıyor, dinliyormuş gibi yapıyorum. İyi de rol yapıyorum ama haa çakmıyorlar genelde. Ama valla kötü niyetimden değil.

Neyse efendim böyle özverileri görünce bu güzel insanlarda , insan kendi yeteneklerinin dışına çıkıyor. Mesela daha az problem çıkarıyorum, daha dikkatli dinliyorum onları. İşte böyle gelişiyor bağları kuvvetli olan ilişkiler. Bu bahsettiğim güzel insanlarda birkaç kişi öyle çok falan değil. birkaçtan da az hatta :) Sayelerinde kişiliğime iyi şeyler kattığıma inanıyorum, hayatımda güzel insanlar var artık, bir şeyler yolunda gidiyor, haberiniz olsun...

15 Kasım 2012 Perşembe

metrodaykene..

Ya bu metro kaç paradır acaba. Acaba fazladan bi metro satın alacakları zaman çok düşünüyolar mı yoksa çat diye alabiliyolar mı. Alırlar tabi lan adamlar anadolu yakasına kaç tane metro hattı açtılar, ceplerinden vermiyolar heralde biz veriyoz parasını. Ama olsun en azından hepsini cebe indirmek varken bişeylere harcadıklarını da görüyoz, öküzlemesine cebe indirenleri de biliyoz. Ben olsam cebe indirir miydim lan acaba heheh çok para ya hehehee.. Öyle kıytırık metrolar gibi de değil ha, yurtdışındakiler bok gibiydi bunlar çok güzel. Uff günde kaç para harcıyolardır acaba, görevlileri, metro elektiriği, televizyonlar, ışıklar, yürüyen merdivenler.. Cevahir avm kaç para harcıyodur acaba bi günde. O da küçük bi devlet sayılır kendi içinde. O da vergisini dükkanlardan almış oluyo dimi. Hhee valla öyle. Yaa of bugün sabah yine derse gitmedin salak mete. Yaa 12 saat uyudun hala nası uykun olabiliyo. Sen şu karşındaki kitap okuyan adam gibi yaşamaya hevesli birisi olamıcakmısın hiç, anca kıç büyüt. Nası yapıyolar yaa, benim dinç olabilmem için bi 3-4 saat geçmesi lazım. Bide kahvaltı yerine adam gibi yemek yesem olmuyo mu, kahvaltı ne yaa. Kurufasulye falan yesem.. Zamanım olsa göbeğimi eritirdim kas yapardımi basket oynarken bi gram yağ yoktu bu ne ya. Karşımdaki de hala kitap okuyo bu kesin kas da çalışıyodur ona bile hevesi vardır kesin. Ama ben bi güne dinç başlamam için 3-4 saat erken kalkmam lazım o da imkansız.. ööfff

23 Ekim 2012 Salı

Marjinal olunmaz, marjinal doğulur

Ya bu herkesin gittiği yoldan gitmeyip kendi yolunu çizen insanlar çok etkilemeye başladı beni son günlerde. Hani şu "vızırvızırda bir dönüm noktası" olan yazarlar,müzisyenler, sanatçılar neyse.. Aklıma gelen ilk örnek şuan andy warhol. Hani şu pop art insanı, webcam toy da fotoğraflarımızı bızırttığımız efektin babası. Adam "bu ne biçim sanat anlayışı la" demiş ve her osurduğu acayip değer kazanmış. Eserlerini asistanlarına yaptırdığı ve fırçaya dokunmadığını bile duydum adamın. Doğrudur yanlıştır bilmem ama sanat anlayışıyla dalga geçmiş yani. Bir insanın "bu iş böyledir" dendikten sonra "he tamam" demeden "has*** lan" diyebilmesi benim hoşuma gidiyor resmen (blogumda küfür edilmez aaaa ayıp).

 Ya da hani deneysel müzik diye başlayıp şuan dinlemekten hoşlandığımız gruplar varya. Nasıl başlıyorlar acaba ilk o tarzı çalmaya. Bişey üretip ondan zevk alıyolar ve o anda beğendirme kaygılarının olduğunu zannetmiyorum. Yanlış anlaşılma olmasın bu işi gerçekten "farklı" hissederek yapan insanlardan bahsediyorum. Sırf farklı olsun diye yapanlardan değil. Marjinal olmak için marjinal olunmaz. 


Ya da bırakıyım bu süslü lafları olaya çok farklı bi açıdan bakayım; mesela bu okuldaki sessiz sessiz oturan tipler varya. Hani gün gelir çok iyi not alır, çok iyi bişey çizer, çok iyi futbol oynar, çok iyi proje yapar.. Aaa embesil değilmiş dersin. İşte o tipler bile beni etkiliyo. Sessiz olmak için sessiz olmuyor o yani. Kendi içinde bi düzeni var ve bulunduğu ortam o düzene uygun değil. Yani bizim ortamımızı reddediyo ve çizgisini bozmadan devam ediyo. O zaman andy warhol'u nasıl ünlü yaptıysak, o çocuğa da saygı duymamız gerekir, dalga geçmemek gerekir. Gidin bi ihtiyacın var mı kardeşim deyin bişey deyin. Nerde sessiz adam var onun içinden kesin bi cevher çıkar ha. Çok konuşan adamdan bişey beklemiyorum ben. Ben de çok ve gereksiz konuşurum bazen. O yüzden bu embesil tipleri kıskanıyorum arada. 


Ya da şöyle de bakabiliriz bu kanıma ; hani acayip uçuk senaryolar varya. Fantastik senaryolar falan.. İşte avatar,matrix,kült filmler hatta animasyon filmleri... Eline kağıdı aldın senaryo yazıcan, dünyayı düşünüp dünyayla alakasız bişey üretmek herkesin harcı değil. Hiç var olmayan bişey düşünüp onu insan mantığının içine sığdırmak babayiğitlik ister arkadaş. Biz böyle insanların o değerli fikirleriyle gelişiyoruz işte. Birden farklı düşünmeye başlıyoruz ve beynimizin içindeki dünya genişliyo. Daha fazla nöron kullanıyoruz artık düşünürken. Çünkü tek bişey düşünmek yerine onun alternatiflerini de düşünüyoruz, karşılaştırma olanağımız artıyo, değer kıyasını daha iyi yapıyoruz. Ama işte bazıları bu durumdan hoşlanıp "ben de farklı olucammm!" gazının bokunu çıkarıyo. Ortaya samimiyetsiz bi eser,film,sunum,muhabbet,okul,şarkı çıkıyo. İnsanın hevesini kaçırıyo.

28 Ağustos 2012 Salı

Bitmesini istemediğim anlar var

Şuan evde herkes uyuyor, sabahın ilk ışıklarını sanki akşamüstüymüş gibi hissetmek istiyor insan. Birkaç saniyeliğine kandırabiliyorum kendimi, mutlu oluyorum. Gerçekten hissedebildiğim için mi mutlu oldum yoksa durduk yerde böyle bir çabaya girdiğim için mi? mutlu oldum işte lan, "niye mutlu oldum" da ne demek. 

eskiden bu saatlerde herkes msnde olurdu. o an kim çevrimiçiyse gaza getirir sabah sporuna giderdik. terlersin ve sabahın serinliği üzerine vurur, derin bi nefes alırsın, yine bir mutlu olma anı başlar, o anı kaydedersin, kaydetmeye çalışırsın, unutmak istemezsin. kafana bişey taktıgında bu anı tekrar hatırlayıp mutlu olabilmek için. Tekrar basarsın bisikletin pedalına sonra, soğuk bi su içersin. Günün diğer saatlerinde içtiğin suyla aynı olmasına rağmen daha bi doğal gelir sana. Sanki dağların pınarlarından sana ulaşmış zannedersin o belediye suyunu. Olsun. Dağların pınarlarından geldi o. 

Pınar da ne mutluluk verici bi kelimeymiş. dere, ırmak falan neyse de pınar direk hayallerdeki hollanda ovalarını çağrıştırıyor. Acıktığını hissedersin sonra sıcacık bi poğaça alırsın yanında çayla. Arkadaşınla sohbet ederken gökyüzünün son 10 dakkada aydınlandığını düşünürsün. Sana öyle gelir. O anın hiç bitmesini istemezsin, rutin hayatın telaşına tekrar katılmak istemezsin. O anın bitmemesini istediğim anlardan biri de şuan, şu dakika,bu günler, bu haftalar. teşekkürler.

19 Haziran 2012 Salı

Evlenme demiyorum, ağzını bile kır..

Yaşlanmak, ömür, büyümek, çocukluk, anılar ... Bu konular hakkında çok yazı yazdım, ki sayfanın başında da çocukluğumu kontrol etmeye çalışmamdan bahsediyorum. Yine geldi düşünceler üst üste, artık yaşım ikiyle başlıyo ve yine bişeyleri garantiye alma çabasındayım. Hepimizde olan klasik düşünceler bende de var, eski fotoğraflarınıza baktığınızda hala aynısınız zannedersiniz ama aslında çok değişmişsinizdir. İnsanlar bana, metee yaa küçücükmüşsün ne kadar değişmişsin dediklerinde, bana çok garip geliyo bence aynıyım yani ben, değişmedim.

Üzücü tabi, 20 yıldır bu bedenle beraber yaşıyoruz, 20 yıl boyunca yavaaaş yavaşş HAYVAN gibi oldu. Hiç çaktırmadan, sinsi sinsi... Takip edemiyosun, bi bakıyosun eski fotoğrafına daha dün gibi geliyo. Koluma bakıyorum mesela, ulan sen ne zaman bi metre oldun, dün ufacıktın, kılsız çamurlu bişeydin.

İnsan kendisinden büyük birisi olarak direk annesini babasını düşünür dimi, üst jenerasyon olarak ben de babamı baz aldım. Mesela o kadar aile fotoğrafımız var. Eski fotoğraflara bakıyorum, babamın ne uzun hayatı olmuş bee. Kaç yıldır bu dünyada, 70ler,80ler,90lar falan ohooo.. Ne çok şey yaşamış, ne çok anısı birikmiş, arkasına baktıgında benle aynı duyguyu hissetmiyo, çok daha kalabalık bir geçmiş gözünün önüne geliyo.

Ama sorunca diyo ki, bi süre sonra çok hızlı ilerliyo be oğlum.. HAH , bu konuda şöyle bi teorim var.. Bi sınır var EVLENMEK.. Evlenene kadar kısa sürede çok fazla şey oluyo oğlum. çocukluktan sonra ilk okul,sonra lise (yeni arkadaşlıklar) , sonra üniversite (yeni arkadaşlıklar) , sonra işte, iş hayatı bilmemne (yeni arkadaşlıklar) ... Durmadan bişeyler katıyosun hayatına, her günün birbirinden farklı geçiyo, bi sene içinde kişiliğin bile değişebiliyo. Çünkü o kadar çok olay yaşıyosun ki : biriyle küsüyosun, birinden hoşlanıyosun, ailenle kavga ediyosun, spor yapıyosun vesaire.. E zaten hayat denen şey bunlardan ibaret arkadaş. Amaaa evlendikten sonra (genel olarak) hayat bir monotonlaşıyo kiiii, gümm diye bütün heycanı kaçıyo. Her günün aynı geçiyo, bi hafta önce yaptıgın şey sana dün gibi geliyo.

Peki napıcaz evlenmicez mi ? Ağzını bile kırcaz.. Ama monotonlaştırmıcaksın arkadaş.. Ne yapıyosan yap, ama tekdüze hayat yaşama, spontane bi karar ver o sene biyere git, paranın peşinde hayatını çürütme, şurda 60-70 yıl dünyada takılcaz. (Bu paragrafı gelecekteki meteye yazdım, şimdiden elini önüne koysun bi düşünsün)

Velaasılkelam kısacık ömrümüzü boş boş geçirmemeliyiz. Dur lan çok klasik cümle oldu, bişey söylemeliyim farklı olmalıyım.... Immmm mmss..,.  Bulamadım... Ama ben yaşlanınca "keşke şöyle bi hayat yaşasaydım" demek istemiyorum arkadaş, endişeliysem de endişeliyim yani.. Şu hayatta en güzel cümlelerden biri ; "Yine olsa yine yaparım"

27 Mayıs 2012 Pazar

Beynim Rüya Görmüş - 2

Denizli'de istiklal caddesi vardır , oradayız, hava yeni kararmış . Misafirlerimiz var 3-4 gün boyunca bizde kalmışlar. Ama çoğu yabancı. Arabayla salak salak dolaştırıyorum ,kavşakta dönüp duruyoruz falan.. Hatta yolda biyer var akbil basmanın arabalı versiyonu gibi , gişeler gibi yani. Yanlışlıkla oradan çıkıyorum, "tühhh beee bidaha akbil bascam" diyorum. Sonra iniyoruz arabadan. Bi baloncu geliyo, balon alıyorum. Balonu tutup bi zıplıyorum havalanmaya başlıyorum ama 1 metre falan havalandıktan sonra korkup bırakıyorum hep. Neyse sonra bu misafirlere diyorum ki "gördünüz mü size söylemiştim 3-4 gün boyunca çok eğleneceğimizi.. Evlerine uğurluyorum bu dingilleri. Sonra birden mekan değişiyor, denizli merkez kapalı spor salonundaki iğrenç soyunma odalarındayım. Orda bi posta kutusu var, bi görevli geliyo üzerinde benim adım yazan zarfı içine atıyo. Abi diyorum adım yazıyodu yaaa naaptın, açıyo hemen içini. Arıyorum arıyorum bulamıyorum kendi zarfımı. Neyse tam o sırada Efes Pilsenin (Anadolu Efes) şuanki kadrosu içeri giriyo. Ben yine kuul takılıyorum hiç heycanlanmamış gibiyim. Kerem Tunçeri  yanımda biyerde takılıyo, ben dayanamıyorum "abi sonuçta her zaman böyle bi an yaşamıyorum" diyip muhabbet etmeye başlıyorum. Neyse biraz konuştuktan sonra biz şebek şebek fotoğraf çektirmeye başlıyoruz. Baya enseye tokat göte parmak olmuşuz yani. Sonra çok garip bi şekilde bütün takım soyunma odasında yer sofrası kuruyolar. Hatta hepsi sığamadığı için iki tane çember oluşturuyolar. Yemekler de böyle yoğurt çorbası turşu falan. Hatta bi ara çorbayı direk tepsiye döküyolar, "hadi beyler yiyin şunları" falan diyo kerem tunçeri. Çorba da dağılmıyo haa böyle löp diye düşüyo. Sonra bana bişeyler soruyo, ben de "abi dışardan gözüktüğü gibi mükemmel bi hayatınız yok" falan diyorum. Sonra bişey oluyo, akşam bi program varmış ben de çıkcakmışım. Hatta kör bi çocuk basket oynayabiliyomuş, o da çıkıyo.  Sunucular falan hazırlanıyolar programa, o arada ben kapalıda 2-3 şut atıyorum kör çocukla beraber. Bana bişeyler sorcaklarmış akşam, ben acayip stres oluyorum ne cevap versem diye kelimesi kelimesine düşünüyorum. Sonra bişey unuttuğumu farkediyorum (ne olduğunu hatırlamıyorum uyanınca o kadar hızlı yazamadım). Sunuculara gidip "benim gitmem gerek programa katılamıcam" diyorum. Tam hazırlanırken bi ter bastırıyo ama öyle böyle değil. O kadar çok terliyorum ki böyle su gibi akıyo. Boynumdan şeffaf işiyorum resmen. Tam o anda uyanıyorum, hemen boynumu kontrol ediyorum : kuru.

    Valla bu rüyanın konuları o kadar kopuk ki, ben yazarken sıkıldım siz buralara kadar kesin gelememişsinizdir. Ama kopuk olması da bi o kadar enteresan geliyo. Galiba çok salak bi hayatım var, hiç bi düzen yok herşeyden yüzer gram almışım resmen. Rüyanın içinde gerçekten çok saçma kısımlar var, mesela posta. Sen niye rüyaya girdin ki yani, 3-5 saniye rolü var ve bütünle hiç bi alakası yok. Ya da kör çocuk. Bunların cidden bi anlamları mı var lan, neyse varsa da bilmek istemiyorum korkarım bu işlerden. Bi de şu kuul takılma huyum, 2 rüyadır niye zoruyosam, ünlü gördünmü heyecanlan işte niye kasıyosun, artis ! Ama mekan da hep denizli haa, özledim yine galiba şu finaller bitsin direk gitcem. 2 hafta durur dönerim ya, istanbul varken napcam denizlide tseeh..

25 Mayıs 2012 Cuma

Beynim Rüya Görmüş - 1

Cem yılmaz beni tanıyo, arkadaş yani. Sokağın öbür tarafından bana laf atıyo. Ben de sanki hiç heycanlanmamışım gibi kuul cevaplar veriyorum. Yanına gidip hemen kafasına asetatlar yapıştırıyorum silikonla. Ama çok büyük asetatlar. Sokağın ilerisinde konser var, oraya gitcez beraber. Bi odanın içinde oluveriyorum birden. Meltem geliyo pencereden maymun gibi içeri giriyo. Biyerden bahar geliyo, morali çok bozuk, denemesi çok kötü geçmiş. Sonra sahne önüne doğru gidiyoruz hep beraber. Ama sahneyi geçip daha sakin biyere gidiyoruz, müzik sesinin geldiği. Orda cem yılmaz kayboluyo. Yerde sarhoş insanlar var öküz gibi içmişler. Bi kız, yerdeki çocuğu kaldıramıyo. Yardım ediyim diyorum, çocuğun belinden üstü yok sadece bacakları var. Onlar da titriyo. Bana garip gelmiyo, çünkü "sarhoş oldukça vücut parçalanır" gibi bi mantık var rüyada. Titriyo yerde yatan herkesin bacakları, hepsini acile götürmemiz lazım. Hepsini bi cafeye çıkarıyoruz. Cafenin 4. katında banyo gibi bişey var, orda ön tedavi uygulanacak sonra ambulans alıp götürecek, plan bu. Yukarı döner merdivenlerden çıkıyoruz, merdivenleri inceliyorum. Tam o sırada elimdeki bacaklar bütün vücut oluveriyo. Kes beni diye inliyo vücut. O sırada atılla ben bu cafenin çok güzel oldugunu, şunları bıraktıktan sonra bizimkileri çağırıp biraz oturabileceğimizi düşünüyoruz.  O arada uyanıyorum...

   Aslında "kes beni" diye inlemesine rağmen korku içerikli bi rüya değildi, uyanınca anladım korkunç bişey olduğunu. Ayrıca mimarlığın hayatıma bu kadar saçma işlemesine de sinir oldum. Kafasına asetat yapıştırmak ne lan. Noluyo yani yapıştırınca onu da anlamadım. Ya da en telaşlı anda merdivenleri incelemek falan. Neyse efendim çok daha karmaşık ve saçma rüyalarla yakında karşınızdayım HHeheheheyyy. (Meltem seni seviyorum)

23 Mayıs 2012 Çarşamba

"Beynim rüya görmüş" başlıyor...

Şöyle bişey duymuştum, sabah uyandığınızda ilk 5 dakika içinde rüyalarınızı ayrıntılı hatırlayabiliyorsunuz, ama 5-10 dakikadan sonra teker teker silmeye başlıyo beyin. Ayrıca en uzun rüyanın 7-10 saniye olduğunu da duymuştum. 

Yeni bi alışkanlığım var, sabah uyanır uyanmaz hemen telefona sarılıyorum, rüyanın en ayrıntılı kısımlarını bile yazıyorum mesaj kısmına. Şok oldum resmen, o kadar uzun bi mesaj oluyo ki , 10-15 kısa mesaj uzunluğunda falan oluyo.

Tek tek yazıcam buraya hepsini. Öyle manyak komik zuıhSUAHUIAHAA diye gülceğimiz şeyler değil ama o kadar saçma oluyolar ki bütün ayrıntıları yazınca. Yani çok parça pinçik rüyalar görüyomuşum meğerse. Rüyada neden olduğunun hiç bi açıklaması olmayan kısımlar oluyo. Altına da 3-5 cümle kendi düşüncelerimi yazıcam, bilinçaltıma sövebilirim belki , öyle yani paylaşıyım dedim, siz de deneyin lan valla çok garip, akşam okuduğumda bile oha bu rüyayı ben mi görmüştüm diyorum. DENEYİN!

6 Mayıs 2012 Pazar

Ekmek parası kazanan mete modeli

Yeniden laterne kafede çalışmaya başladım. Sadece haftasonları ama bu sefer. Geçen sene 2 ay çalışmıştım, ilk başladığım zamanlar kendimi gaza getiriyodum "meteee lannn kendi ayaklarının üzerinde duruyosunn artık hayat sana daha kolay gelicekkk" falan diyodum. Halbuki bilgisayar parası için girdim, bilgisayarı aldım çıktım, öyle evi geçindirdiğim, eve ekmek getirdiğim falan yoktu yani. Ama güzeldi işte gece paranı alıp çıkmak. Nehirle beraber çalışıyoduk, tiplerle yurda gider gitmez yemeksepeti söylerdik. Oysa kafede bissürü yemek var ama illa yemeksepeti olcak müsrüflük yapmadan tadı çıkmıyo bu işin. Maaşı da hiç dokunmadan bankaya yatırırdım ohh..

Neyse efendim yine başladım bu sene ama sadece haftasonları ve part time çalışıyorum. Abla sağolsun kırmadı hemen işe aldı. Gerçi eleman açığı varmış "tabi tabi mete istediğin zaman gel takıl" diye ayak yaptı ama gözleri yalvarıyodu ben gördüm.

Ulan geçen sene sıkılmıştım falan ama bu sene valla özlemişim biraz be. Çok hoşuma gitti tekrar oranın elemanı olmak. Aslında bunun bariz bi nedeni var o da şu; abla bulaşık bakinesi,buzdolabı,kahve makinesi almış. Ne kahve yapmakla ne de bulaşık yıkamakla uğraşıyorum. Yukarıda da iki tane teyze çalışıyo, işim düşünce "peynirli omleeeeettt!!" diye bağırıyorum yapıyolar ohhh missss.. Sadece servise çıkıyorum nerdeyse.

Ha bide 50-60 yaşlarında bi teyze çalışıyo, çok tatlı, muhabbeti de çok güzel ama "teyze 2 çay koyarmısın" derken bile utanıyorum lan. Napcam bilmiyorum höfff... Bide bana siz diyo. Siz nerelisiniz, siz çok yorgun görünüyosunuz falan... Bu iş böyle gitmez ! Naapıyım ediyim o teyzeyi kovdurıyım HEHEHEHE.

Ayrıca pelini de işe dahil ettim, beraber çalışıyoruz laf falan atışıyoruz sıkılmıyoruz, ayaklarımızın üzerinde duruyoruuzz aabbbii, kimseye ihtiyacımız yokkk bizimm, allahınn fakirlerii size mi kaldıkk, yeter bu lanet hayattan çektiğimizz !!

24 Nisan 2012 Salı

HayalSizsiniz

Hayalsiz bi hayat düşünemiyorum. Olamaz zaten. Bi insan geleceği için mutlu şeyler düşünüp, kendini kandırmadan ayakta duramaz. Hatta bazen tek bi hayal, gerçekleşmesi zor olsa bile, anında seni mutlu eder, yüzün gülerek gününe devam edersin.

Hani bazen olur ya, birden moralin bozulur, neden bozulduğunu da bilmezsin ve "şu an beni ne mutlu edebilir" diye sorduğunda yanıt bulamazsın. Kısa süreli de olsa insan çok kötü hisseder, çünkü HAYAL BİLE KURAMIYOSUN. Hatta ben hayal listeme bi göz gezdiririm tam o anda; yurtdışı, kariyer , gezmek, eğlenmek ... Yok , hiçbiri işe yaramaz o psikolojideyken.

Allahtan benim 5 dakika falan sürüyo bu mallık. Ama bazen yolda kimsesiz-evsiz birisini gördüğümde empati yapmak imkansız oluyo. İmkansız da zaten... Kendi kendime diyorum, hayalleri ne kadar gerçekçi acaba? Hani onun için hayal demek ne demek, vakit harcamıyodur heralde, düşünüp geçiyodur. Hepimizin eşit (!) olarak geldiği dünyada tek amacı "ölmemek". Hayal biraz komik bi kelime sanki onun için...

Ama yine de söylüyorum, inşallah hayali vardır. Hatta kurabildiği kadar çok hayal kursun. İmkansız bile olsa, insanı hayata bağlayan en önemli etken hayal, BENCE. Çok zor bişey de değil zaten...

Eleştirildimm alaarmaaa alarmaaaa

Bi arkadaşım bi eleştiri yaptı , örneklerin eksik diye. Abi ben burda 40 yıl boyunca blog yazsam da düşüncelerimi yüzde yüz aktaramam. O yüzden çok doğru söylüyo yani, örnek bulamıyorum lan resmen. Ki blog işinde öyle beni tanımayanlarda okusun, kitle genişlesin bilmemne gibi bi çaba da yok zaten, öyle bi amacım olsaydı farklı yollara başvururdum. Ama burda bizbize fikir transferi yapıyoruz yani. Hatta bazı arkadaşlarım "ben de şöyle düşünmüştüm bu konuda"  diye geri döndüklerinde tadından yenmiyo yani muhabbet. Hem benim öküzlüğümü yüzüme vuruyorlar, bak şu örnekleri de verebilirdin diye. Biz de bişeyler öğreniyoruz böylece..

 Bide bi eleştiri yapcam diye kasılıyolar ya, yapmayın lan burdan söylüyorum :D oğlum mal gibi yazıyoruz buraya işte, benim neyime zaten ciddi yayın yapmak, o yüzden ağzınıza geleni söyleyin ki bari insanları yormayalım :D

Öpüyorum hepinizi mete ablanız ağzınızı yer sizin...

31 Mart 2012 Cumartesi

Bi kız herkes için uzun boylu olabilir ama herkes için güzel olamaz

Tutamıycam kendimi yine "algı" meselesine yoğunlaşıyorum. Ama bu sefer farklı kollardan.  Aslında çok net yorumlarımız var. Varlıklara sıfat takarken genelde zorlanmıyoruz. Yani bi cisme büyük, sivri, pürüzlü, ıslak ya da yumuşak demek zor değil. Hepimiz aynı kanıya varabiliriz. Ama işin içine estetik sıfatlar girince herkesin farklı yorumu çıkabiliyo. Bana çok normal gelmiyo bu, yani bi kıza hepimiz uzun diyebiliyorken, hepimiz güzel diyemiyoruz. Bazılarımıza güzel geliyo ama hepimize uzun geliyo.

Şu karışık ortamı şöyle daraltmaya çalışayım; hani dünyada bi düzen geliştiriliyo ve biz bu düzenin içine giriyoruz, beynimizin sınırları belli, bi cisim hakkında inceleme yaptıktan sonra fiziksel olarak hepimiz aynı yola giriyoruz. Ama estetik olarak bize bi ayrıcalık veriliyor. Ve arasından seçip, kendi sıfatımızı kullanıyoruz. Hani "zevkler ve renkler tartışılmaz" sözü var ya. Renkleri bilmem ama zevkleri ben tartışıyorum burda :) (renkler de renk körlüğüyle ilgili falandır herhalde bilemedim)  Eşşeğin aklına karpuz kabuğu sokmak bence çok olumlu bir iş. Bunun üzerine daha çok yazı yazacağımı düşünüyorum, kafayı yicem falan sanmayın vallaha eğleniyorum bunları düşünürken :D

Çünkü beynimizin bu kadar sınırlandırılması çok garip, abi sen dünyaya gel, bi çark tuttur, ama bunu sorgulama. YEOOOH ÖYLE İŞ. Mesela sen doğuyosun, dünya denen bi gezegene geliyosun, işte neymiş okul diye bişey var, eyvallah diyosun eğitim görüyosun, devlet var eyvallah diyosun vergi veriyosun, ceza diye bişey var eyvallah diyosun hapse giriyosun. Düşünsene seninle aynı şartlarda gezegene gelen bi canlı,  seni parmaklıklar arkasında tutmaya zorunlu kılıyo. Adama derler ki beynini çalıştır! Tamam şuan çalıştırıyorum... evett bu kısıtlamalardan uzaklaşmam gerek. Bi dakka ya niye uzaklaşıyorum ? ulan adam hazır sistem kurmuş, ben mi buluvercem yeni çözüm. ameeaaaan banane lan vergimi veririm eğitimimi alırım, beynim az çalışsa da olur. parmaklıklar arkasına gitmiyim ama nolur (kafiye) .. -jim morrison'a selami-

28 Mart 2012 Çarşamba

"Rahvan gitmek" ne demek biliyorum

Bazen düşünüyorum, bu kadar kapalı bi kişiliğim varken, birden blogdur tvitırdır yardırıyosun mete hayırdır diyorum kendi kendime. Eski halimi hatırlıyorum da , böyle şeyler yapmam imkansız gibiydi. "Ne salakmışım" demiyorum yanlış anlaşılmasın. Ama pek de bi farkı yokmuş yani.

Arada bişeyler yazarken kendimi frenlediğim oluyo, çok mu özel anlatıyosun lan acaba diye. Milletin seni bu kadar bilmesine gerek var mı diyorum. Hatta sevmediğim tipleri, blogumu okurken hayal ediyorum. Bana söyledikleri küfürleri hayal ediyorum. Bi tarafları kalkmış dümbüğün, bize akıl veriyo ... (konsantre cümle) . Ama gerçekten "koy götüne rahvan gitsin" modundayım. Umrumda değil lan gerçekten ne düşünüldüğü, hatta ilerde pişman olacağımı bile bile yazıyorum bunları. Sonuçta zamanında "saol yha" yazan da bendiim.

Aslında hep bu kafadaydım, milletin söylediklerine karşı geçirgenimdir. Denizli çok büyük bi şehir değil sonuçta, bilen biliyor. Geçirgen olmak şart. İstanbul belki de bu yüzden iyi geldi bana bilmiyorum.

Sonuç olarak bi tek yakın arkadaşlarımın söylediklerini dikkate alıyorum. Mutlu muyum ? Evet.. HAOHAOHAOAHOHAA.. öhömmhh pardon.. Ciddi başladım ciddi bitireyim bari dimi, depresif gözükeyim, ilgi çekmeye çalışayım..

18 Mart 2012 Pazar

İçin dolu dolu gezme oğlum, bırak bu kuğul numaralarını

Bazen beyni o kadar çok olayla meşgul oluyo ki insanın. Bu olaylar en yakınındaki insanlarla da ilgili olabiliyor  ve kendi düşünceni kimseye söyleyemiyorsun. Söylenmemesi gerektiğini düşünüyorsun ve sözünde de duruyorsun. İşte o zaman iş çok garipleşiyo, yakınlarına ilgili gözlerle bakarken kendi içinde farklı şeyler düşünüyorsun. İyi rol yapabilmek lazım, çok tehlikeli bir iş. Çaktırmamak lazım. Yakınlarını asla kaybetmemelisin çünkü. Ama o düşünce içinde öyle bir büyüyo ki, daralıyorsun artık. Az kalsın birisine söyleyivereceksin, zor tutuyosun.

Tam da bu noktada çok komik bi hareket yapıyorsun; konudan tamamen alakasız, sağdan soldan ama dürüst birisine ne varsa anlatıyorsun. Her türlü ayrıntısıyla. Çünkü bi yere dökülmen lazım artık tutamıycaksın.O kişi de adamın hasıysa eğer, kendisinin tamamen "dökülme aracı" olduğunun farkında olan, ama dinlemeye devam edeni oluyor genelde.. Sen de anlıyorsun onun bu fedakarlığını, dökülmenin tadını çıkarıyorsun. Aslında orda konuştuğun karşındaki kişi değil, sensin. Bişeyleri kendine itiraf ediyorsun. Kendini tartıp biçiyorsun. Ama eğer bunu yapıyorsan, yanlış yaptığın bişey yok. Koy kafanı arkaya rahatla...

İçin dolu dolu gezme oğlum, bırak bu kuğul numaralarını...

14 Mart 2012 Çarşamba

Flashback

1. sınıfa gidiyodum ve sabah asla uyanamayan mete'nin şu anlatacağım anıları sahiplenmesi mümkün değil ; sabah 6buçukta (!) kalkıp Çamlık'a spora gittim bi süre. Ama işin garip tarafı spor arkadaşlarımın annem ve anneannem olması. Denizli'de oturanlar bilir, Çamlık'a spora gidenler en az itfaiyenin oraya kadar giderler. Biz de o "en az" grubundanız, dağa doğru çıkmıyoruz yani.

Neyse işte yaptığımız şey de aslında bi bok değil, onlar yürüyor bense arada artislik olsun diye koşuyorum sonra onları bekliyorum. Dönüşte de çoğu zaman ordaki parkta annemi sallardım , salıncağa bindirip.

Aslında spor bahaneymiş şimdi anlıyorum, çocukken cidden sağlıklıyım sportmenim falan havalarındaydım. Maksat o temiz ortamın tadına bakmakmış. Çok güzeldi ama cidden , hiç tanımadığın amcaların sana günaydın demesi, hafif serin havanın verdiği salak gülümsemeler falan. Sonra eve dönerken sıcacık ekmek veya simit alınırdı ohh..

Sonra annem kahvaltıyı hazırlarken önce asena çıkardı o yıllarda. Nedense hep aynı saatte, sabah 7buçukta başlardı. Yarım saat sonra da tsubasa ! Kahvaltımı da sobanın yanında haşlanmış yumurtamla (az pişmiş) yapardım. Allahım zevkee bak uleeeen gaza geldim ..

Ters olan şey ise , hayatım boyunca sabah uyanamamaktan çektim, derslerde uyumaktan çektim, oturduğumuz cafelerde uyumaktan arkadaşlarımdan azar işittim. Peki ya bu metenin nası olur da böyle bi dönemi olur, okula gidene kadar günün yarısına gelmiş olur ?

3 Mart 2012 Cumartesi

Düşünürken dinle(yeme)mek..

Hani bi yerde otururken düşünürsün, düşünürken ortamdan koparsın, gözlerinin nereyi netlediği belli olmaz ya.. İşte o olaya bi isim koyulmalı bence, ya da var mı bilmiyorum belki vardır. Çünkü o anda yaşamıyosun resmen uyuyosun gibi bildiğin. Bilmiyorum belki de benim dalmalarım biraz ağır oluyo ama geçen gün şöyle bi olay oldu;

Atılla bi cafede kahve içiyoruz muhabbet ediyoruz falan , bana çok hararetli bişeyler anlatıyo, ben de dinliyorum. Neyse dinlerken tam sol çaprazımda yaşlı bi amca dikkatimi çekti. Bütün hareketlerini incelemeye başladım (zaten beni tanıyanlar bilir konuşurken çok az göz teması kurarım genelde etrafa bakıyorum). Adam aklısıra çok titiz ve elit birisi, garsonu çağırıyo "Canım şu çayı al, tabağına peçete katla koy, şekerleri de ayır istemiyorum" falan diyo. Bildiğin uyuz. Neyse efenim yaklaşık 3-4 dakika inceledim böyle ben adamı, sonra birden şöyle bi ses yükselmeye başladı; " azzzınııvunu nananammii ezziiniiizi yununuaazimi...." Hayatımdaki en büyük aydınlanmalardan biriydi yemin ederim. Meğerse atıl onu dinlemediğimi anladıktan sonra saçma sapan konuşmaya başlamış, ben de dinliyo gibi gülümsüyomuşum 3-4 dakkadır. Tamam böyle çok yapmıştım birilerine ama bu ilk kez kullanılmıştı, resmen derinlerden yükseldi yani ses çok garipti, aynı baygınlıktan uyanmak gibi (1 kere oldu). Tabi iyi bi küfür yedim, haketmiştim yani..

Bu dalma konusunda bide şöyle bi sıkıntım var.. Atölye , cafe gibi kalabalık yerlerde dalıyorum bazen ve kendime geldiğimde tam gözümün hizasında bi kızın dekoltesi ya da frikiği falan oluyo. Allahım nası utanıyorum, resmen kaç dakkadır öküz gibi bakan bi hayvanım  o an. Yani bilerek baksam, o kadar utanmıycam ama yanlış anlaşılınca insan kötü hissediyo bilader! Hele hele boktanın da boktanı kendine geldin, dekolteyi gördün, kafayı kaldırırken kızla göz göze geldin. HAH SIÇ... Tanıdıksa falan bi daha nası bakıcam lan o kızın yüzüne. Ama artık tecrübelendim, eğer kendime geldiğimde uygunsuz bi noktaya kitlenmişsem kafayı hiç yukarı kaldırmıyorum. hoop yana doğru kafayı çevirip virajdan çıkıyorum yani.

Valla sonuç olarak saygısız da olsam, sapık da olsam giricem o moda kardeşim, o an onu düşünmek istiyosam kimse kusura bakmasın, düşünücem. Ohh

26 Şubat 2012 Pazar

Soğanım...

Görür görmez aşık oldum sana soğanım
Hep sahip çıktım, hiç laf attırmadım
Beraber büyüdük, beraber yetiştik
Yüzümü güldüren bi tek sen kaldın...

Biliyorum o turuncu elbiseni soyunca,
Utanıyorsun, bembeyaz tenin beliriyor
Dokunun kokusu bana yetiyor
Yapayalnız ve çırılçıplak kalınca...

O yeşil yeşil saçların yok mu
Hepsi ahenkle dans ediyor
Şampuana ihtiyacın yok senin
Mütemadiyen mis gibi kokuyor...

Anangilleri yumruklamışlar
Ben sana kıyar mıyım soğanım
Benimsin artık rahadol
Bedenini ellerime bırak soğanım...

Beni diriltiyor o sendeki cücük
Hele o yok mu zarif ve küçücük
Geçmiş oraya resmen çekiniyor
Beni diriltiyor o sendeki cücük...

17 Şubat 2012 Cuma

Dikkat ! Mutluluk içerir !..

Bugün çok doğru tarafımdan kalktığım kesin, tam güzin abla modundayım . Polyannacılık da olabilir. Ne derseniz deyin , ama şu aralar hayatımda olan bi kaç değişiklikten bahsedicem.

Sanırım hayatıma giren bikaç yeni arkadaşlarımın da etkisiyle kişiliğimde hafif değişiklikler oldu. Duyarlılık, saygı, iyilik, paylaşmak, fedakarlık gibi kavramları yeni baştan öğrendim sanki. İşin özeti şu aslında; KÜÇÜK şeylerden mutlu olabilmeyi öğrenmeye başladım. Dikkatinizi çekiyorum ÖĞRENDİM demedim. Hala öğreneceğim çok şey var ama yeni tanıştığım bu kavramlar beni bu aralar çok olumlu etkiliyor. Bunu paylaşmakta da sakınca bulmuyorum insan o anda mutlu olacağı şeyi yapmalı, twitter almam diyodum aldım, blogu yayınlamam diyodum yayınladım, noldu ki ? Birisine hesap mı veriyorum ya da çok mu açık olduğumu düşünüyorum? Hayır. Zaten özelimle ilgili bişeyler paylaşmıyorum, paylaşanı da takdir etmem. Ama düşündüğünü yazmak ya da yazılanları okumak, insanın kendisini tartmasına yarıyor.

Neyse konuyu sapırttım yine, gel gelelim etrafımdaki şeyleri eleştirmeyi azalttım bu aralar. Önceden ÇOCUKÇA dediğim şeylerden mutlu olabilmeye başladım. Küçük bi hediye, küçük bi jest, küçük bi gülümseme, küçük bi para, küçük bi ev, çokk paraa çok paraaa , HMmaskmfl pardon.. Ya abi anlatmak istediğim şu, yemekhanede bi kepçe çorba koyan amcaya kolay gelsin abi demek zor bişey değil hepimiz biliyoruz dimi? Değil ulan valla değil. Ama hala yapmıyorum biliyomusunuz , neden bilmiyorum ama her zaman olmuyo işte . Arada diyorum ve insanda salak bi mutluluk oluyo o zaman. Sanki adam benim "kolay gelsin" dememle kepçeyi daha bi meslek aşkıyla sallıycak. Yooo, ama güzel bişey işte. En azından farkındayım be artık.

Yurtta kalıyorum ve gün içinde sadece kolay gelsin dediğim temizlikçi teyzelerin biriyle muhabbet etmeye başladık. Odaya giriyo , abla diyorum istediğin şarkıyı söyle çalıcam sana (fizy var tabi atıyoruz havamızı). Bana ne diyo biliyomusunuz; sen dinlemezsin ki oğlum. Dedim ben herşeyi dinlerim sen istediğini söyle. Beraber halk müziği dinledik zaradan, hasretindenn yanndııı göönlüüümmm ... Şimdi hergün projelerimi soruyo, kaç aldın o gün uğraştığın resimden diyo. Ben de "teyzee YARDIRDIMMM" diyorum. şaka şaka usturuplu bi şekilde kutluyoruz pet bardakta kolayla falan..

Ya mimarlığa geçti buna bi haller oldu demeyin, etkisi var tabiki ama önemli olan şey tecrübeler, pişmanlıklar, hatalar. Benim yanımda olan kişilerin payı çok büyük elbette, onlar kendilerini biliyor. Hayat bu bazı şeyler kötü gider , sonra bu yazdıklarım çok öküzce gelebilir. Zaten ben burda herşeyden mutlu olalım, kardeş kardeş yaşayalım, kelebekler uçsun kaçsın demiyorum  ama karşınızdakinin duygularını önemseyin biraz anasını satıyım ya odunmusunuz olum! öhmmkkh, ay pardon ya. Ay mı ? Neyse iyi geceler yarın da diğer tarafımdan kalkıyım bakalım.

9 Şubat 2012 Perşembe

Ben güzele güzel demem uzun kulakları olmadıkça

Şimdi önce seni bi uyarmak istiyorum okumaya başlamadan, düşün çok sıkıldın, üzerine biraz daha sıkıldın ve birazcık daha.. Salak salak şeyler düşünmeye başladın, o kadar fazla düşünmeye başladın ki beynin kısa devre yaptı yapıcak. Hahh.. Ben şuan o halimdeyken düşündüklerimi yazıyorum, herşeye hazır ol, vereceğin en normal tepki "ne diyo bu salak yeaa" olacak. Ben de zaten tam anlamıyla anlatabileceğimi sanmıyorum.

Aslında herkesin düşündüğü bişey bu, yani ben öyle düşünüyorum, düşünüyosunuzdur heralde, düşünün. Ya şu dünyaya kendi gözünden bakıyosun ya, çok garip bişey lan bu. kendi kamerandan görüyosun yani . ama  "aynı anda" arkadaşın "aynı dünyayı" farklı açıdan görüyo. Hep onun gözünden görmek istedim dünyayı, sen de istedin biliyorum. Ama söyliyim iyi ki görmedin. Çünkü HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRARSIN.

Neden biliyo musun? arkaaşım ben şuna inanıyorum; hepimizin algısı farklı bu hayatta. Yani duyu organlarıyla algıladığımız şeyler, herkesin beyninde farklı yorumlanıyo. Şöyle ki ; senin mavi dediğin şeye ben kırmızı diyorum aslında. Yani senin mavin, benim kırmızım. Haahahaha ulan anlatılması çok zor bişey :D salak salak cümleler yazıyorum şuan. Çok sanatsal gibi gözüküyo senin mavin falan.. öhöö neyse konumuza gelelim. Yani sen mavi (bana göre) bi nesneye baktığında kırmızı görüyosun, fikriye pembe görüyo, nazmi turuncu görüyo, ben mavi görüyorum. Ama hepimiz ona MAVİ diyoruz. O yüzden diyorum gelsen benim kadrajımdan baksan dünyaya, iğrenç bi renk cümbüşüyle karşılaşırsın. Anneni kahverengi görmek, papatyayı siyah görmek, şrek'i sarı görmek pek hoşuna gitmez. Ama ben de buna alışmışım işte bana normal geliyo.

Hatta ve hattaaa, sadece renk de değil. (Şuan biraz daha saçmalamaya başlıcam kemerlerinizi sıkıca bağlayınız  türbülansa giriyoruz) Sen benim çemberime, üçgen diyo olabilirsin. ( Sakın üçgenin çapını nası hesaplardım o zaman deme onu ben de bilmiyorum dur bi) Ama şöyle açıklıyım, mesela bi iğneye dokunuyorsun sen onu sivri görüyorsun dokunuyorsun acıyo. Ben aynı iğnenin ucunu düzlemsel görüyorum dokunuyorum ama benimki de acıyo! Ve ikimiz de buna SİVRİ diyoruz. Böylece problem kalmıyo. Off anlatamadım galiba ama anlıyo numarası yapın çok heycanlıydım buna başlarken. Aha dur buldum! Mesela şunu düşün sen güzel bi kıza bakıyosun normal insan gibi görüyorsun, ben bunca yıldır bütün insanları avatardaki gibi görmüşüm mesela. Ama kimse farkedemiyo işte karşılaştıramadığı için. O yüzden ben o senin güzel dediğin kızı hep yaratık gibi iğrenç bişey olarak gördüm aslında. Ama ikimiz de GÜZEL dedik.

Algı meselesi çok değişik gerçekten, çoğunuzun bunları düşündüğünü biliyorum dünyadaki tek gerizekalı ben değilim. 4-5 yaşındayken falan hep gördüğümü direk kağıda çizebilmek isterdim. Ama kağıdın üst tarafında M harfi gibi bi karartı olması gerekiyodu.(Anlamadıysan bakabildiğin kadar yukarı bak kaşlarının olduğu kısmı öyle görüceksin) Tabi kağıdın altında da burnum olmalıydı, çünkü baktığımda görüyorum. Ama büyüdükçe anladım ki onu çizmek o kadar da kolay değilmiş. Sonra zaten çizimim kötü dedim kolayına kaçtım.

Yaaaaani kafayı sıyırmadan düşünmeyi bıraktım en sonunda, şuan fikirler çok havada ama ilerde hepsini toplıycam ve bununla ilgili bi film çekicem, Aynı konuyu 4 farklı animasyon tekniğinde izliyceksiniz. Çünkü biliyosunuz 4 kişinin de algısı farklı. Güneşli bi günü bazısı turuncu , bazısı mavi, bazısı simsiyah görüyor. Ama hepsi MUTLU oluyor..

3 Şubat 2012 Cuma

Önlüklüler size sesleniyorum; bişeyler yazın !

Küçüken hep şöyle bi fikrim vardı. Babama, anneme, kardeşime karşı ne düşündüklerimi bi deftere yazıyım, büyüyünce okurum. Eğer yanlış yapmışlarsa ben onları yapmamaya gayret ederim, sevdiğim yönleri varsa ben de aynı yolda gitmeye uğraşırım. Ne güzel fikirmiş dimi, yaklaşık 10yaşımdan 15 yaşıma kadar 5-10 kere aklımdan geçmesine rağmen üşengeçliğim yüzünden hiçbişey yazamadım. Şuan kafamı taşlara vursam yeri yani, keşşşşşşke diyorum yaa keşşşşkee yazsaymışım NEDEN yazmadım NEDEN !! Şuan buraya tırnak işareti kullanarak birebir geçiriyodum KÜÇÜK METE'nin ağzından alıntı olarak.. Off of ne güzel olurdu. Kimbilir neler diycektim ? Depresif miydim? Umutlu muydum? Vurdumduymaz mıydım? Kaygılı mıydım? Herşeyin yazılı belgesi olacaktı. Şuan beynimin bütün hücrelerini yorarak bişeyler hatırlamaya çalışıyo olmazdım. Çocukluğumla oturup muhabbet etme fırsatım olurdu..

Bu blog yazma işini biraz da bu yüzden çok seviyorum. Çünkü bişeyleri geleceğe aktarma fikri beni büyülüyor resmen. O zamanda yapamadığımı şimdi yapmaya çalışıyorum heralde. Şuan çocukluk psikolojimi öğrenemicem ama belki ilerde genşlik düşüncelerim beni çok şaşırtır. Şaşırtsın da zaten. Hiç bi zaman tekdüze hayat istemedim, hep farklı bişey düşüneyim, bulunmayanı bulmaya çalışayım dedim.. "Vay be o yaşta neler düşünmüşüm" diyebilmek çok zevkli bişey. Hatta "Lan ne salak çocukmuşum yaa" demek bile çok zevkli..

Aa aklıma şuan konuyla ilgili bişey geldi. Ben OKS zamanında (şimdiki SBS) kendimi zeki sanardım, az çalışırdım. Yani stresini sonuna kadar yaşardım orası ayrı ama icraata geçmezdi yani. Bi gün babam aldı beni oturttu karşısına. Sen neden bu kadar rahatsın dedi. Ben "yapabilceğimi düşünüyorum baba" dedim. Babam da "ben bu gidişle düşünmüyorum"dedi. Öyle diyince benm ergenlik lobum patladı, görürsün baba bilmemne... Babam da iyi o zaman al bu cildin başına bunu yaz dedi. Şuan evdeki Ana Britannica ansiklopedileri 1. cildin ilk sayfasında şöyle yazıyor; BEN DAL'I KAZANIRIM. Altına da imza atmışım gaza bak... Ve tabiki hep babalar haklı çıkar , TEV'i bile kazanamıyodum az daha.. Tamam şuan iyki Dal'a gitmemişim Tev'e gelmişim diyorum ama yine de hayatımın en büyük GÖT oluşlarından biriydi. Kısacaaa bazen geleceğe belge aktarmak pek sevimli olmuyor ama her türlüsünün sana katacağı çok şeyi oluyor :)

Hem düşündüm de eğer mimar olabilirsem bu da geleceğe bir belge aktarmak değil mi ? Yapıtlarımda gizli şifreler olucak şimdiden duyuruyorumm!! Ben böyle şeyleri çok severimm, üzerime filmler çekilsiinn kitaplar yazılsınn.

Belki üçgen içine göz motifi yerleştiririm, millet de bi bok var sanıp üzerine saatlerce konuşurlar (!)

26 Ocak 2012 Perşembe

Gururlu musun? Aslanım benim!

Arkadaşın var mı ? Kaç tane yakın arkadaşın var? Yoksa gerçek dostunu bulamadın mı? Bulduğunu zannedip kendini mi kandırıyorsun?

Şundan kesin eminim ki DOSTun hayatın boyunca gelmeyecek. Hayalindeki kriterlere sahip bir insanın hayatına girmesini istiyorsun ( ya da insanların ) .  Bir gün mutlaka tanışacağını düşünüyosun seni gerçekten düşünen sana değer veren arkanı kollayan insanlarla. Ama yok  işte , öyle birisiyle tanışamıycaksın, mutlaka eksiği, sevmediğin bir yönü olacak.

Peki hiç dostun olmayacak mı hayatın boyunca? Elbette olcak, bu senin elinde, istersen 1, istersen 10 tane. Eğer sen kusurlarını görmezden gelebiliyorsan tabiki. Gurur denen lanet kavramı hayatından süpürürsen, verdiğin değeri göstermekte çekinmeyeceksin. Sonra bi bakacaksın ki farketmediğin bir çok DOST varmış, çok yakınlarında bi yerlerdeymiş hepsi. Ama sen çekiniyorsan -benim gibi- , sevgini gösterirken kendini engelliyorsan, senin için sadece zaman kaybı oluyo söyliyim, belki bu yazıyı okuduktan sonra bile buna devam ediceksin. Ama benden söylemesi işte.. Benim söylememe gerek yok aslında sen de biliyorsun ne kadar HAYVAN birisi olduğunu. Sorsana kendine; neden hep ondan bekliyorum ki, neden ben adım atmıyorum diye. Cevap alamazsın. Çünkü nedenini sen de bilmiyorsun salak! Bok var sanki de uzatıyosun, kime rezil olacaksın ki ?

Tamam kolay olacağını söylemiyorum, gerçek dostunu bulana kadar yanından kimler gelip geçecek. Ama hiçbirini çöpe atma sana bi çok şey kattılar, "ulan iyki çıktılar gittiler hayatımdan" deme.

Varya bi gün beklenmedik bi anda hayatında bişey kötü gider GÖT gibi kalırsın ortada söyliyim. Bırak artık herşeyi eleştirmeyi, yapmacık da olsa sana değer verip yanında oluyo mu? oluyo! Sen kendi MALLIĞININ farkında değilsin de millete bok atıyosun. Allah bilir bunu okurken hiç üstüne alınmıyosundur. Alooo ! Sana diyorum SANA! Hiç yapmıyosun sanki.

Söyle söyle çekinme, adam olmuş da millete akıl veriyo de, hiç çekinme. Doğru diyosun aslında  ama ben bunu millete değil, çoğunluğunu kendime diyorum. Bi dönemki halime daha doğrusu, şuan benimkilerden daha iyi dostların olamaz onu da bil yani.

Allah sana kötü günler yaşatmasın, yaşatırsa da dostsuz bırakmasın.. (Çok şükür ki benimkiler yanımdalar)

22 Ocak 2012 Pazar

Flashback

Ben 4.sınıfa gidiyorken kardeşim anasınıfına gidiyordu. Emsan ilköğretim okulunda ikimiz de sabahçıydık o yıl. Annem beslenme çantalarımızı hazırladı, boynumuza geçirdik ve elele yola çıktık. Zaten 500 metre falan yolumuz.

Kendini bi bok sanan bi çocuk olarak yolda kardeşime şöyle dedim; "Bak ekrem şuan çok küçüğüz. Hayat çok garip. Yıllar geçicek ve şuan ettiğimiz muhabbet unutulup gidicek."

SALAK MISIN LAN SEN! Her küçük çocuk gibi oyun moyun düşünsene o ne öyle hayat çok garip bırt zırt. Kardeşimle hala güleriz bu muhabbete çünkü o da hırs yapmış yıllar sonra bana hatırlattı, abi sen bana yolda şöyle şöyle demiştin hatırlıyo musun diye. Ben de hatırlamammı laaaan diye heycanlandım :D Gerçekten hayat çok garip ahhh ah

19 Ocak 2012 Perşembe

Dede olmayı hayal etmek...

Sana da yaşlanınca torunlarınla aynı teknoloji bilgisine sahip olacakmışsın gibi gelmiyor mu? Onunla beraber oyunlar oynıcaksın, muhabbet ediceksin. Genç ruhlu, dinamik ve komik bir dede/babaanne/anneanne olacaksın dimi? Torunların her gün seni görmek istiycek diğer bütün dedelerden farklı olacaksın(hepsini sıralamaya üşendim bundan sonra hep dede diycem) . Ancak gerçek şu ki, öyle birşey OLMAYACAK. Teknolojinin hızına sen bile zor yetişiyorsun bi kere. Kimbilir neler çıkacak ortaya, teknolojinin gelişme hızı logaritmik artıyor artık(vuhuuuu). Şuan taptaze olabilir ama gün gelicek BEYNİN ALMIYCAK o teknolojiyi.

Ya herşey bir yana ne kadar salak olursan ol senin de hayvan gibi anlatıcakların var oluuoooom! Mesela diceksin ki bizim zamanımızda feys vardı oğlum, bildirim gelince ağzımız kulağımıza varırdı, Beğen'e tıklardık birbirimizi mutlu ederdik salak salak diceksin. Aldığın yanıt ne olacak biliyo musun; "tıklardık!?" . Sen de diceksin ki ee biz tıklıyorduk yavrum öyle sizin gibi "sanal hologramlı ortam"da buluşamıyorduk (bok gibi hayal gücü).

Ya da şu an kullandığımız iğrenç laflar değişecek, yerini kimbilir hangi iğrenç laflar alıcak. Laf arasında diceksin ki torununa; işte böyleee yaa ninenizle öyle bi geyik vardı aramızda. Torunlar: O__O

Ya çok şey var oğlum işte resmen dicekler ki 2 boyutlu çerçeve gibi bişeyden film izliyolarmış ya da birbirleriyle haberleşirken sadece seslerini duyabiliyolarmış dicekler. Hayvan gibi uzar gider bu böyle... Dur yaa niye durduruyorum ki kendimi, gelecekten replikler vol1 ; "eskiden bedenlerinde hiçbir eklenti yokmuş" , "eskiden insanlar kanserden ölürmüş" , "yaa abi yazık lan millet bi ara evlerini yere dikiyormuş" , "insanlar bi ara savaşsız yaşayabiliyormuş" ...

Şuan haaaaadi lüeeen diyosun içinden ama ilerde görüşürüz :)

Yeterince beyin mıncıklamışken son bi kez pandik atıyım; Geçmişte yaşayan geleceği yaşayamadığı için üzgün mü oldu yoksa gelecekte yaşıcak olan geçmişi göremediği için pişman mı olacak?

16 Ocak 2012 Pazartesi

Nedir bu Denizli düşmanlığı?

Arkadaşlarımın yüzde doksanında "Iyyy denizliden nefret ediyorum artıkkk, tiksiniyorum bu köyden kaçıp gitmek istiyooğrum uzaklara" kafası var, kimse alınmasın da BU NE LAN? Oğlum geldik işte 2 senedir yaşıyoz İstanbul'da, valla burda doğmuş büyümüşlere nası üzülüyorum anlatamam. Bu yazı bi çok kişiye toprak kokulu gelebilir de kimse kusura bakmasın şimdi. Tamam bir çok imkanın toplandığı yer İstanbul olabilir ama yeminle çok kısıtlı bi yaşam var ya.

İlk geldiğimde, ben bu şehir hayatından hiç sıkılmam diyordum, o güne kadar hiç yaşamamışım çünkü metropol bir yerde yaşamak nedir bilmiyorum, eğlenceli geliyo. İyi de kardeşim aylar geçtikçe bu iş çok basitleşiyo? nerde kaldı büyük şehrin gizi? 

Aslına bakarsan burda amacım İstanbul'u yermek değil, tekrar tercih yapsam 30 kere İstanbul yazarım yine ama Denizli'yi yerin dibine sokmak neden? (ecem stayla) Lan bu tipler yüzünden İstanbul'u görmeyen kişiler abartıyo burayı. Örneğin ben! İlk geldiğimdeki köylü halimle vuhaaaaaay beeeeee demeyi bekliyorum ama gayet de pisliğini de problemlerini de barındırıyo. Herkes İstanbuldan kendi istediği payını alıyo orası ayrı, buna başka bi yazıda değinirim. 

Çok özlüyorum ben, burdaki hiç bir avm de Forumçamlığın tadını alamadım ! Çamlık gibi biyer yok bi kere ya. Varsa da ebesinin yerindedir ben bilmiyorum yani. Hadi denizli-merkezi bilmiyorum ben köye gitmeyi de çok özledim. Kardeşim, ben, dayım dağa çıkıp gün boyu mantar toplamak nası HUZURLU bişeydir arkadaş! Gözün yerde ama aklın hayallerde. Çünkü ormandasın oğlum! Daha dingin biyer mi var? yok.. 

Ya aslında yediremediğim şey, İstanbul çok güzel diye Denizli'nin silinip atılması. Dur bakalım bi ya senin ne anıların geçti burda!? Hep İstanbuldan örnek verdim ama başka biryer de olabilir tabiki. İstanbul'u da çok seviyorum ha darılmasın sakın bana. Ama bu aralar baya uzak kaldım Denizli'den, bi koruyasım tuttu nedense, kimse yüz vermiyo çünküm yavrucaağza. 

15 Ocak 2012 Pazar

-->

Blogun buraya kadar ki kısmı aslında Tumblr'da yazıldı (Yazı stili bile değişmiş bak bak kesin Tumblr'dan gelme bu zottirik) Ama kendilerinin tasarımı çok güzel olmasına rağmen kullanımı o kadar BOKTAN ki bizden bilgisayar mühendisi falan olmamızı bekliyorlar elleem. Blogger'ın canı sağolsun yaa yemin ederim böyle bi rahatlık yok. Çok memnunum şuan hadi hayırlısı

-->

Linkte görmüş olduğunuz blog adresimi açtığım için çok heyecanlıyım ve hevesliyim uleeyn-->  Tıkla For Takıling

Flashback

O zamanlar konyada oturuyoruz, 5 yaşında falan varım yokum. Babam beni kreşten aldı dönüyoruz, arabada yaramazlığın dibine vurdum. Babam yapma diyo, devam ediyorum, yapma , devam, yapma, devam derken babam “bırakırım bak seni buralarda” dedi. Ben de ciddi olmadığını anladım tabi blöfe blöfle karşılık verdim. “Bıraaaaak” dedim sanki hiç umursamıyomuşum gibi. Ulan bi baktım, araba yavaşladı yavaşladı durdu! dedim SIÇ. “in arabadan o zaman” dedi,  baba emin misin diyen gözlerle baktım babama, e hadiii dedi. Kafayı eğdim indim ama hala karizmayı bozmuyorum. Gel gel hadi gel demesini bekliyorum yani. Lan baya gitti babam araba gözükmedi sonra. Yolda tek başıma yürürken kendimi nası çaresiz ve zavallı hissediyorum anlatamam size. Kulağımdan YARAALIIIII sesleri yankılanıyo sanki. Hatta şunu hatırlayınca hep gülerim; ev şehrin biraz dışındaydı, köyleri falan geçiyoduk, tam da oralarda bırakmıştı. Yol kenarında duran bi tane ineğe döndüm “Sen de mi yalnızsın inek kardeş”dedim. Hem de SESLİ. Hani dışardan baktığınızda inekle konuşan salak bi çocuk düşünün. İşte o benim, küçük metecem. Sonra babam dolanmış sokaklardan 5 dakika sonra arkamdan geldi tabikii
http://strestopum.tumblr.com/post/15784241725/thesongilove-aysegul-mete-from-denizli-love

Çocukluk Rüyalarım - 2

Çok karanlık ve kasvetli bir apartmanın üst katlarındayız annemle. Annemin uzun zamandır görmediği bir arkadaşına gitcez. O kadar karanlık ki birbimizi zor görüyoruz. Asansöre bindik, asansör görevlisi var bi tane -o yaşta nerden biliyorum onu bilmiyorum bags banide falan gördüm heralde- ama üzerinde üniforması yok. 30lu yaşlarda bi adam gömlekli falan. Böyle sanki kuyumcuymuş gibi gülümseyip duruyo, ben de tabi annemi koruma baabında sinir oldum adamı dövdüm dövücem. Neyse asansörde böyle demirlerden oluşan garip bişey, dışarısı gözüküyo yani etrafı bişeyle çevrilmiş değil, çıplak bi asansör. Adam iniyoruz diyo ve yaklaşık 3-5 katı biz 1 saniyede DAN diye iniyoruz. Sonra karşı dairede annemin arkadaşını buluyoruz. İçeri girdikten sonra ben “ay napıyo” diyorum, burda mete gel bak diyo. Bi oda var kapısını bi açıyosun eşikten sonrası uzay. Düşebilirsin yani dikkat ediceksin orda. Tam da karşıda ay var, bildiğimiz dünyanın uydusu:) ama 3-4 kat daha büyük hali , çok yakın yani. Bişey soruyosun o yankılı bişekilde cevap veriyo, muhabbet ediyosun. Rüyanın geri kalan kısmını hatırlamıyorum maalesef. 
Bu arada bu rüyaları çok net hatırlamamın sebebi; hepsini 4-5 kere görmüş olmam. Neden bilmiyorum her gece aynı rüyaları görürdüm. Çocukluk dediğim de baya baya 3-4 yaşlarımda yani…

Flasback

Ya 6. sınıfta bi kız vardı, bi türlü tavlayamamıştım. Ama bütün sınıf biliyordu yani aramızda böyle bişey olduğunu, herkes benim beceriksiz olduğumun farkındaydı. Ama ben de kuul olmaya çalışıyorum böyle arada pas vermiyorum falan. “Kaçan kovalanır” yasasını uygulamaya çalışıyorum ama sadece kaçıyorum ben kız resmen takmıyo beni.
Neyyssseee günlerden bi gün kız sırada oturuyo, bizde kızlı erkekli bi grupla tahtanın önünde geyik çeviriyoruz. Artık nasıı gaza geldiyseem kıza hava atıcam böyle ortamın popüler elemanı olucam diye kapının üstündeki yere tutunmaya çalışcam ama baya uzaktan atlıcam. İşte millet de doldurdu tabi beni ben nasıı gaza geldiim, uçuyorum resmen havadan. Şebeklik yapmaya başladım, boğa gibi boynuz yapıyorum kendimee ayağımı yere sürtüyorum falan. Allahım yazarken bile utanıyorum :D gerildim gerildim gerildim bi atladımm… tutundum.. elim kaydıı.. o hızla dönmeye başladım.. tam yatay pozisyona geldim.. ve  PAAAT diye düştüm. ilk 10 saniye hiç kımıldayamadım. sonra duyduğum sesler yükselmeye başladı kulağımda. şöyle bi ses: HOHOAHOAHAOHOAAAAAAA ! Lan onları duyunca bozuntuya vermiyim diye bende gülüyorum ama NASI ACIYO ! Kıpırdayamıyorum ya o kadar kötü düştüm yüksekten. Ulan en kötüsü kafayı çevirdim, benim kız ağzı kulaklarında AHAHA diye gülüyo. (HOAHOAHOA ya göre daha karizmatik evet). Neyse bacaklarımı hissetmeyerek kalkıp sırama oturmuştum. O kızla ilgili de bir daha hiç bişey olmadı zaten, 2 gram aklı olan bütün kızlar da aynı şeyi yapardı. 

Çocukluk Rüyalarım - 1

Annem hiç görmediğim bi kasabanın sokaklarında beni öyle bir dövüyo ki. Ağız, burun ne varsa giriyo. (gerçekte hiç dövmemesine rağmen) evde beni döverken sokağa çıkarmış döve döve, saçı falan açık, öylece çıkıvermiş. herkes bize bakıyo. sonra bi beyaz eşya mağazası gibi biyere bırakıp eve kaçıyo. orda yapayalnız kalıyorum, görevli kızlar falan bana bakıyo. neyse tek başıma evi bulmaya çıkıyorum ben. kasabanın dar, labirent gibi sokakları var. tam o anda rüyam, bi bilgisayar oyunu gibi oluyo. bi kaç sokak atlattıktan sonra bi dönüyorummm, yarım metre boyunda bi yaratık (pokemondaki ginger’a benziyo sanki). onu gördüğüm anda game over oluyorum,  ekranda yazılar çıkıyo, ve oyun baştan başlıyo.. Annem sokak boyunca dayak atıyo, mağaza, labirentler, canavar, game over… 3-4 defa görüyordum bi gecede.

-->

Psikoloji hakkında teknik bilgim olmamasına rağmen biraz korkularımdan bahsedicem…
Kişiliğimi oturtma çabalarının en üst düzeyde olduğu yıllarda insanın psikolojisi çok dengesiz olur herkesin bildiği üzre. Psikoloji dediğin o kadar garip ki, şuan gece rahatça yürüdüğüm sokaktan, o yaşımda üç buçuk atarak koştururdum. Sokak aynı sokak, ben aynı ben, peki neden değişiyor bu kadar insanın yapısı? Tecrübeleniyo muyum? Hmmm demekki korkulcak bişey yokmuş mu diyorum? Yok ya, ben hatırlıyorum, kendi kendime düşünürdüm küçükken, mete hayaletin olmadıgını biliyosun, e neden kokuyosun madem? cevap yok.
tek başıma uyuyamazdım ben. annemi her gece ikna eder yanımda bekletirdim, annem de annelik içgüdüsü gereği hiç bıkmazdı. o zamanlarda hep kendi kendime söz veriyodum; lan baba olursam abartısız hergece çocuğumun yanında beklicem diye. arada böyle kendime hatırlatıyorum ki saçma gelmesin diye, çünkü gerçekten büyüdükçe garip geliyo. küçükkenki gibi düşünemiyosun,hissedemiyosun. babamın da bazı hareketlerine öyle derdim, büyüyünce böyle baba olmıcam diye. şu an baba olmanın çok uzağındayım ama şimdiden babamdan daha kötüyüm o hareketlerde. insan çocukluğundaki gibi saf kalamıyo. ilkokulumun önünden geçerken 10 yaşımdaki gibi içimin kıpır kıpır etmesini istiyorum. neden olmuyo? hiç bir zaman olmuyo değil bazen oluyo; eğer bişey bana Konya’yı hatırlatıyorsa direk çocukluğumu(2-6) hatırlıyorum. Örneğin bu gübre kokusu olabilir(evimiz şehir merkezine uzaktı ve gübre kokusunu ilk orda öğrendim) ya da zara’nın avuntu albümü olabilir(babam beni kreşe bırakırken arabada hep zara kaseti çalardı). hatta hayatımda baştan sona ezberlediğim ilk şarkı “eklemedir koca konak” tır. İşte o zamanlar, birkaç saniyeliğine o saf mutluluğu hissedebiliyorum, içim gıcıklanıyo resmen.
Bir şeyin büyüsü kaçması çok acı bişey. eğer bu kavram olmasaydı hep heyecanlı olurduk, yerimizde duramazdık hiç. ama işte herşeyin birer birer büyüsü kaçıyo. mesela, ilk istanbula geldiğimde taksim meydanı dünyanın en güzel alanlarından biriydi benim için. çok farklı bi ortam çok garip çok modern çok güzel… ama şimdi okulum taksimde oldugu için resmen “mahallem” olarak bakıyorum. hergün taksimdeyim ve hiç bi numarası kalmadı. çok üzücü. Yemin ederim bu gidişle beni hiç bişey mutlu edemicek gibi geliyo, bu psikolojiden çıkmak istiyorum. Çocuk aklı mutlu olmanın tek çözümüdür bu da böyle biline. Bak daha adam olmadım bişey olmadım, hayatı yeni yeni öğreniyorum, eyvallah, ama şimdiden insanların pis yüzlerini, hırsızlığı, dedikoduyu, samimiyetsizliği gördüm. çocukken böylemiydi? en fazla kıskançlık denen şey vardı, o da onun kamyonu daha güzel olduğu için. ulan hep mutluyduk ya en kötü derdimiz bisiklet aldırabilmekti. ne güzel. özledim seni küçük mete. bu aralar hep seni anıyorum farkındayım anmaya da devam edicem.

-->

ya ne şanslıydım eskiden okulum eve 50 metre uzaktaydı abartmıyorum. şehir hayatının getirdiği dezavantajlar beni etkilemiyordu, çıkıyodum okul bahçesine sabah 8 akşam 8 oyalanabiliyordum bi şekilde. ama hiç de baskın karakterli değildim önlük giydiğim zamanlarda. mahallede 3-5 çocuk vardı onlar beni dövse de sevse de ben onlarsız yapamazdım resmen. hep ebe ben oluyordum hep kaleye ben geçiyordum hep en son ben su içiyordum ne hüzünlü bi çocukluk lan bu. pislikler kullanmışlar resmen. sonra birkaç abiyle tanıştım mahallede. sevdiler beni kolladılar. arada onlarla mahalle maçlarına gitmeye başladım. tabiki en iyi oynadığım mevkii kaledeydim yine. recep abi bi keresinde çok kötü bağırmıştı “laaaan meteeeee” diye, bacak aramdan gol yemiştim. mahallenin ününe yakışmazdı bu tabi. salak mete! mahalle maçı dedim de aklıma şey geldi;  beni yine bir gün kandırmışlardı, bizim mahalledeki özgür yan mahalleye transfer oldu diye. bonservisini vermişiz haftalık 5 lira ödiceklermiş bize. ben “ohaaaaa özgürün yerinde olmak vardııı” diye düşünerek büyülenmiştim bu haberi duyunca. ama çok büyük bir değer kaybetmiştik, biz naapardık özgürsüz? allahtan 5 lira gelcekti mahallemize, sanki bana gelcek anasını satıyım. 
neyse, bide dışarda geçirdiğim 12 saat boyunca eve uğrayamadığım günler oluyodu. ee insan acıkıyo haliyle; erik,incir,dut vs hiç affetmezdik. ama en çok sevdiğim ve yediğim şeyse adını hala bilmediğim kırmızı şey! annem bi ara kızılcık dedi ona ama o başka bişey, o değil. kızılcık hoşafı içmiştim bi keresinde, aynı şey değil bunlar. hatırladınız mı bilmiyorum, minyatür domatese benzer içi çekirdekli olur, çalı gibi bişeyde bulunur bolca. geçenlerde bikaç arkadaşıma gösterdim, biz bunlardan yerdik karnımız ağrıyıncaya kadar diye, ıyy iğraançç diyolar ama olsun. dünyanın en güzel geçiştiricisiydi o yıllarda. 
sonra ben baskete başladım. okuldan arkadaşlarla okul takımı seçmelerine gittik. bi ay içince zaten yüzde sekseni falan dayanamadı bıraktı, klasik.. benim de nedense ilgimi çekti bu basket, acayip sardı hatta ve devam ettim. 1-2 sene içinde resmen hayatım değişti. daha fazla arkadaşım oldu , daha farklı mekanlara gitmeye başladım ve en önemlisi özgüvenim arttı. o muhtaç olduğum çocuklara gidip “naapıyosunuz burda allahın fakirleri” dercesine bakmaya başladım. havalara bak sanki transfer oldum da haftalık 5 lira kazanıyorum.  neyse böylece mahalle sınırlarından dışarı çıkmaya başladı mete cem arabacı. ama yine de bana kazandırdığı şeyleri hor göremem. yani onca emeği var üzerimde, hakkını yiyemem mahallemin. yani mahalle sonuçta..„, ulan„.. düşündüm de bi bok yok galiba bana getirisi bu mahallenin!? tek bildiğim şey beni ezen çocukları ve recep abiyi çok sevdiğim!? bu mu getiri? neyse hadi allahtan dutları falan güzeldi böyle beyaz beyaz ballı ballı…

-->

Hayat niye küçükken büyüklüğe özenerek, büyüyünce de küçüklüğünü özleyerek geçiyor. İlla mutsuz olmak için bir bahane bulacağız dimi. Aferin bize

-->


Let me tell you something about physics.
Eylemsizlik diye bişey var. eyvallah. geçen gün arabada giderken düşündüm, burnumun ucunda sinek uçuyordu. hadi biz koltuğun zartın zurtun etkisiyle gidebiliyoruzda, ulan sinek nası havada gidebiliyo. Yani şöyle, o anda dışardan izlerken arabayı görme, sinek 100kmyle uçuyo gibi havada. Bana sakın içerde hava akımı yok da bırt da zırt da artis artis konuşmayın, saçma işte !
Mesela buggs bunny’nin kendi kulağından tutup kendisini havaya kaldırması kadar mantıklı bişey yok. 

-->

  • t- lokmancım do you have any brother or sister?
  • l- no
  • t- we usually use long answers. For example, yes i have, no i dont like. Ok?
  • l- yes

-->

yelesiz aslan nasıl olur yaa. öyle aslan mı olur. hatta aslanın dişisi kaplandır. kes sesini !
Coldplay - High Speed Music Video Directed by Jesse Scott
Çoğu kişinin garip takıntıları vardır ya, ben de küçüklüğümden beri bu yukardaki şeyi yapıyorum. Kaldırımda yürüyorum, yolun kenarına parketmiş arabalar var. yürüyüş esnasında arabanın iki tekerleğinin hizasından geçerken kendimi sıkıp “hımmh” diyorum ve bi tarafımdan tam yatay bi füze fırlatıyorum. o füzenin iki tekerleğin arasına isabet etmesi lazım. bu yürürken pek garip olmuyo ama dolmuşta falansam ve camdan dışarıyı izliyorsam hızlı gittiğimiz için “hımmh hımmh hımmh..” diye stres yapıyorum. Farkeden varsa rezil bi durum yani.
Bu masaüstüme bikaç yıl sonra bakıp, “puu allah senin zevkinee, başka bişey bulamadın mı koycak” derim kesin.
Bana da nasip olsun lütfen

-->

son yılların en güzel kelime oyunu;
Panda Maraş Cup, haydi durma sen de bir tane kap !

-->

Günümüzde yapılabilecek en güzel buluş uykusuzluk hapı olurdu bence. Sabaha kadar uyumuyorum ve güneş doğunca uyumak o kadar saçma geliyor ki. Hayatı yaşamak istiyorum ama uyku bana engel oluyor. İçsem o hapı 3 gün hiç uyumasam, vücut hiç yorgunluk hissetmese, uykudan alacağım tüm ihtiyaçlarım karşılansa,sonra bir daha hap alsam. Hem bu daha kolay bence hepimiz üşengeç değil miyiz? Düşünsene, hayatının yarısını uyuyarak geçiriyorsun. Normal yaşamın ortalaması 65 yılsa, hapı icat edince 130 yıllık yaşayacağız. Dolu dolu… Heyecanla bekliyorum,hadi aslanlarım olmıycak şey değil..

-->

bizim evde mutfaktan çıkarken solda koridor karşınıza çıkar. ve bu akşamüstü döner dönmez koridorun ortasındaki annemin çantasına takıldım, düşüyodum son anda toparladım. o sinirle dönüp iyi bi tekme attım çantaya. annem gürültüye koştu napıyosun diye bağırdı. o bağırdı ya, tabi bende çok sinirliyim o anda, bende karşılık verdim. koymuşsun çantayı koridorun ortasına vururum tabi diye bağırmaya başladım. neyse bunu örnek olsun diye yazdım, bu ve bunun gibi olaylarda insan ne yapacağını bilemiyo. yani o an zort diye yumuşayamazsın herhalde, belli bi karizman var, sinirlenmişsin. üstüne bide çantaya vurmuşsun. annene bağırmak istemesende bağırıyosun işte. ama bence anne de o psikolojiyi anlayıp bağırarak karşılık vermemeli. çünkü ani yapılan bi hareket sonuçta. iki tarafta haksız galiba dimi ? ama iyi vurdum ha, 2-3 metre fırlattım koca çantayı yıhaha
“Her yeni nesil yeni bir memnuniyetsizlik içinde yeni bir düzen kavramı geliştirmeye çalışır ve buna mimarlık denir.”Mimarlık düşünmek düşlemek

-->

Geçen gün TNT’de bir fransız filmi vardı. Ama bi aksaklık olmuş herhalde alt yazı yoktu bütün gece. Filmde hani Amelie filmindeki Amelie karakterini oynayan kadın var ya o oynuyor. Saçlarını dahada kısaltmış artık çok daha güzel olmuş. Neyse bütün filmi altyazısız, dublajsız izledim öyle. Fransızcaya aşığım galiba ama fransız filmlerine daha çok aşığım. Valla konuyu da anladım bir kelimesini bile anlamasam da.. Üşenmezsem bütün öne çıkan fransız filmlerini izlemek istiyorum

-->

bu tercih dönemleri bana neden mimarlığı seçtiğimi hatırlattı. Daha 2-3 sene vardı öss’ye ve babamların bürosunda ilk ciddi konuşmayı yaptık. Babam bana nası bi bölümde okumak istediğimi sordu. O zamana kadar hiç düşünmemiştim galiba. Sadece okul sınavlarımı düşünüyordum, matematikden 60 alsam 3 mü düşer hesaplarıyla uğraşıyordum yani. Babam sorduğu anda düşündüm ve 5 saniye içinde birşeyler tasarlamam gerektiğini söyledim. Babam reklam tasarımla uğraştığı için ve o konuşma esnasında o atmosferin içinde olduğum için ilk kez kendim dahil herkese açıklamış bulundum. Babam tasarımla ilgili birkaç meslek saydı such as grafikerlik,mimarlık,endüstriyel tasarım etc… Ardından o günlerde neyşınıl ciyografikteki mega yapılar dizisine sarmıştım. O konuşmadan sonra daha bi çekici gelmeye başladı resmen. Yanlış hatırlamıyorsam bir sonraki sene olması lazım, Prison Break izlemeye başladım. Sadece ilk sezonu izledim ama Micheal Scofield’ın mimar oluşu da beni çok etkiledi. Adam her santimetrekaresini biliyordu hapisanenin, kendisinin bir parçası, onun dünyaya getirdiği birşey. Bu birkaç nedenden sonra grafikerlikmiş,endüstriyel tasarımmış çok zortingen ştrayze gelmeye başladı. Hem aralarındaki en prestijli meslek de mimarlıktı. (Bkz: benim kızımı ne mühendisler ne mimarlar istedi de vermedik-doktorlar mıydı yoksa o- ) Bu arada “yaratmak” kelimesini sevmeyenlerden biriyim. Ben ilerde binalar “tasarlamayı” düşünüyorum. Nitekim bu blogu bölüme başlamadan yazıyım ki, seneye “okulu bırakmak istiyooom” diye bağırdığımda bunu açar okur “ben zaten başka birşey seçmezmişim” derim. Ağzımıza sıççaklar biliyorum, 3 saat uyku için yalvarıcaz ama seviyorum ya, valla çok seviyorum. Hiç de pişman değilim hıh. (şimdilik)

-->

Bir zamanlar küçük bir ergenken feysbukta blackjack oynuyordum ve silvana diye bi yabancı kızı direk ekledim, affetmedim.Meksika’da oturuyo İspanyolca konuşuyo. Çat pat ingilizceyle muhabbeti de kurduk. Öyle hava su derken baya konuşmaya başlamışız. Kızı hiç görmedim tabi, ama kişiliğini öğrendim. Ufak bi yakınlık hissediyorum yani, çok garip bi his. Bugün konuşuyorduk “arkadaşlığını gör” bölümü var ya feyste , ordan bi baktık 3 yıl olmuş. 3 yıldır canım sıkıldığında konuştuğum birisi, hem de ingilizcee. Bi nevi bu blogun işlevini görüyo yani kız :) Hatta google translate sağolsun, geçen bir ispanyolca konuşmuşum. Ertesi gün konuşma geçmişine bi baktım, baya koyu muhabbet dönmüş gibi gözüküyo.  Hani bilmeyen baksa iyi hava atarım o diyalogtaki ispanyolcamla. Ama kıza ne rezil olmuşumdur ya, kesin düzgün çeviremeden yollamışımdır. Türkçesine çevirince “ben seni beklemek çok uzun vakit” gibi bişey çıkıyodu. Bu arada söyleyeyim kız güzel değil ama tek yabancı kız arkadaşım o olduğu için bu abazalığımı kimse bozamaz valla bana güzel geliyo:)









Canınız sıkılınca siz de deneyin, gece uyuyamazsanız tamamen tarifini kendiniz salladığınız bi yemek yapın. Ben bunun adına; Fırında Sebze Şöleni dedim kartdor gibi oldu ama..

-->

emeğe saygı :) Queen - Bohemian Rhapsody

-->

Güzel kızları başka bir yerde aramayın, pazara gidin. Ben gördüm , güzeller.

-->

insanın bir hayranı olması ne garip bir duygu. şu an sana en yakın 10 arkadaşını say desem, 4-10 arasındakilerden daha çok tanıyorsundur o hayranını. o kadar yakınsın, samimi bir bağ var sanki aranızda. ama bir gün yolda gördüğünü düşün, ne diceksin lan? takmıyo oğlum seni, tanımıyo, senin hakkında tek zerre birşey bilmiyo resmen. halbuki sen onun yerine dertlerine derman bulmuştun bile. çok acı birşey bu bence. tamam belki herkesin bu derece hayranlık duyduğu kişiler yoktur ama benim var sanki ve İstanbul’da yaşıyo. içimdeki hislere göre önümdeki 2-3 yıl içinde yolda görücem ve ne yapacağımı düşünüyorum. önceden bi diyalog kurgulayıp direk çarpsam mı suratına, yoksa hiç bişey demesem mi. En iyisi konuşmamak galiba, hep hayatımda “hayranım” olarak kalır böylece. şimdi gider burnunda sümük falan görürüm. ya da ter kokar falan. Ama ne güzel olurdu beynine birden benim hakkımdaki bilgiler yüklenseydi de bi yarım saat konuşturtsalardı. işte o zaman mutlu olurdum galiba, seviyorum seni allahın sümüklüsü.

-->

Başlamışken en değerlilerimle başlayayım :) Radiohead - Street Spirit