Psikoloji hakkında teknik bilgim olmamasına rağmen biraz korkularımdan bahsedicem…
Kişiliğimi oturtma çabalarının en üst düzeyde olduğu yıllarda insanın psikolojisi çok dengesiz olur herkesin bildiği üzre. Psikoloji dediğin o kadar garip ki, şuan gece rahatça yürüdüğüm sokaktan, o yaşımda üç buçuk atarak koştururdum. Sokak aynı sokak, ben aynı ben, peki neden değişiyor bu kadar insanın yapısı? Tecrübeleniyo muyum? Hmmm demekki korkulcak bişey yokmuş mu diyorum? Yok ya, ben hatırlıyorum, kendi kendime düşünürdüm küçükken, mete hayaletin olmadıgını biliyosun, e neden kokuyosun madem? cevap yok.
tek başıma uyuyamazdım ben. annemi her gece ikna eder yanımda bekletirdim, annem de annelik içgüdüsü gereği hiç bıkmazdı. o zamanlarda hep kendi kendime söz veriyodum; lan baba olursam abartısız hergece çocuğumun yanında beklicem diye. arada böyle kendime hatırlatıyorum ki saçma gelmesin diye, çünkü gerçekten büyüdükçe garip geliyo. küçükkenki gibi düşünemiyosun,hissedemiyosun. babamın da bazı hareketlerine öyle derdim, büyüyünce böyle baba olmıcam diye. şu an baba olmanın çok uzağındayım ama şimdiden babamdan daha kötüyüm o hareketlerde. insan çocukluğundaki gibi saf kalamıyo. ilkokulumun önünden geçerken 10 yaşımdaki gibi içimin kıpır kıpır etmesini istiyorum. neden olmuyo? hiç bir zaman olmuyo değil bazen oluyo; eğer bişey bana Konya’yı hatırlatıyorsa direk çocukluğumu(2-6) hatırlıyorum. Örneğin bu gübre kokusu olabilir(evimiz şehir merkezine uzaktı ve gübre kokusunu ilk orda öğrendim) ya da zara’nın avuntu albümü olabilir(babam beni kreşe bırakırken arabada hep zara kaseti çalardı). hatta hayatımda baştan sona ezberlediğim ilk şarkı “eklemedir koca konak” tır. İşte o zamanlar, birkaç saniyeliğine o saf mutluluğu hissedebiliyorum, içim gıcıklanıyo resmen.
Bir şeyin büyüsü kaçması çok acı bişey. eğer bu kavram olmasaydı hep heyecanlı olurduk, yerimizde duramazdık hiç. ama işte herşeyin birer birer büyüsü kaçıyo. mesela, ilk istanbula geldiğimde taksim meydanı dünyanın en güzel alanlarından biriydi benim için. çok farklı bi ortam çok garip çok modern çok güzel… ama şimdi okulum taksimde oldugu için resmen “mahallem” olarak bakıyorum. hergün taksimdeyim ve hiç bi numarası kalmadı. çok üzücü. Yemin ederim bu gidişle beni hiç bişey mutlu edemicek gibi geliyo, bu psikolojiden çıkmak istiyorum. Çocuk aklı mutlu olmanın tek çözümüdür bu da böyle biline. Bak daha adam olmadım bişey olmadım, hayatı yeni yeni öğreniyorum, eyvallah, ama şimdiden insanların pis yüzlerini, hırsızlığı, dedikoduyu, samimiyetsizliği gördüm. çocukken böylemiydi? en fazla kıskançlık denen şey vardı, o da onun kamyonu daha güzel olduğu için. ulan hep mutluyduk ya en kötü derdimiz bisiklet aldırabilmekti. ne güzel. özledim seni küçük mete. bu aralar hep seni anıyorum farkındayım anmaya da devam edicem.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder