15 Ocak 2012 Pazar

-->

bu tercih dönemleri bana neden mimarlığı seçtiğimi hatırlattı. Daha 2-3 sene vardı öss’ye ve babamların bürosunda ilk ciddi konuşmayı yaptık. Babam bana nası bi bölümde okumak istediğimi sordu. O zamana kadar hiç düşünmemiştim galiba. Sadece okul sınavlarımı düşünüyordum, matematikden 60 alsam 3 mü düşer hesaplarıyla uğraşıyordum yani. Babam sorduğu anda düşündüm ve 5 saniye içinde birşeyler tasarlamam gerektiğini söyledim. Babam reklam tasarımla uğraştığı için ve o konuşma esnasında o atmosferin içinde olduğum için ilk kez kendim dahil herkese açıklamış bulundum. Babam tasarımla ilgili birkaç meslek saydı such as grafikerlik,mimarlık,endüstriyel tasarım etc… Ardından o günlerde neyşınıl ciyografikteki mega yapılar dizisine sarmıştım. O konuşmadan sonra daha bi çekici gelmeye başladı resmen. Yanlış hatırlamıyorsam bir sonraki sene olması lazım, Prison Break izlemeye başladım. Sadece ilk sezonu izledim ama Micheal Scofield’ın mimar oluşu da beni çok etkiledi. Adam her santimetrekaresini biliyordu hapisanenin, kendisinin bir parçası, onun dünyaya getirdiği birşey. Bu birkaç nedenden sonra grafikerlikmiş,endüstriyel tasarımmış çok zortingen ştrayze gelmeye başladı. Hem aralarındaki en prestijli meslek de mimarlıktı. (Bkz: benim kızımı ne mühendisler ne mimarlar istedi de vermedik-doktorlar mıydı yoksa o- ) Bu arada “yaratmak” kelimesini sevmeyenlerden biriyim. Ben ilerde binalar “tasarlamayı” düşünüyorum. Nitekim bu blogu bölüme başlamadan yazıyım ki, seneye “okulu bırakmak istiyooom” diye bağırdığımda bunu açar okur “ben zaten başka birşey seçmezmişim” derim. Ağzımıza sıççaklar biliyorum, 3 saat uyku için yalvarıcaz ama seviyorum ya, valla çok seviyorum. Hiç de pişman değilim hıh. (şimdilik)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder