15 Ocak 2012 Pazar

-->

ya ne şanslıydım eskiden okulum eve 50 metre uzaktaydı abartmıyorum. şehir hayatının getirdiği dezavantajlar beni etkilemiyordu, çıkıyodum okul bahçesine sabah 8 akşam 8 oyalanabiliyordum bi şekilde. ama hiç de baskın karakterli değildim önlük giydiğim zamanlarda. mahallede 3-5 çocuk vardı onlar beni dövse de sevse de ben onlarsız yapamazdım resmen. hep ebe ben oluyordum hep kaleye ben geçiyordum hep en son ben su içiyordum ne hüzünlü bi çocukluk lan bu. pislikler kullanmışlar resmen. sonra birkaç abiyle tanıştım mahallede. sevdiler beni kolladılar. arada onlarla mahalle maçlarına gitmeye başladım. tabiki en iyi oynadığım mevkii kaledeydim yine. recep abi bi keresinde çok kötü bağırmıştı “laaaan meteeeee” diye, bacak aramdan gol yemiştim. mahallenin ününe yakışmazdı bu tabi. salak mete! mahalle maçı dedim de aklıma şey geldi;  beni yine bir gün kandırmışlardı, bizim mahalledeki özgür yan mahalleye transfer oldu diye. bonservisini vermişiz haftalık 5 lira ödiceklermiş bize. ben “ohaaaaa özgürün yerinde olmak vardııı” diye düşünerek büyülenmiştim bu haberi duyunca. ama çok büyük bir değer kaybetmiştik, biz naapardık özgürsüz? allahtan 5 lira gelcekti mahallemize, sanki bana gelcek anasını satıyım. 
neyse, bide dışarda geçirdiğim 12 saat boyunca eve uğrayamadığım günler oluyodu. ee insan acıkıyo haliyle; erik,incir,dut vs hiç affetmezdik. ama en çok sevdiğim ve yediğim şeyse adını hala bilmediğim kırmızı şey! annem bi ara kızılcık dedi ona ama o başka bişey, o değil. kızılcık hoşafı içmiştim bi keresinde, aynı şey değil bunlar. hatırladınız mı bilmiyorum, minyatür domatese benzer içi çekirdekli olur, çalı gibi bişeyde bulunur bolca. geçenlerde bikaç arkadaşıma gösterdim, biz bunlardan yerdik karnımız ağrıyıncaya kadar diye, ıyy iğraançç diyolar ama olsun. dünyanın en güzel geçiştiricisiydi o yıllarda. 
sonra ben baskete başladım. okuldan arkadaşlarla okul takımı seçmelerine gittik. bi ay içince zaten yüzde sekseni falan dayanamadı bıraktı, klasik.. benim de nedense ilgimi çekti bu basket, acayip sardı hatta ve devam ettim. 1-2 sene içinde resmen hayatım değişti. daha fazla arkadaşım oldu , daha farklı mekanlara gitmeye başladım ve en önemlisi özgüvenim arttı. o muhtaç olduğum çocuklara gidip “naapıyosunuz burda allahın fakirleri” dercesine bakmaya başladım. havalara bak sanki transfer oldum da haftalık 5 lira kazanıyorum.  neyse böylece mahalle sınırlarından dışarı çıkmaya başladı mete cem arabacı. ama yine de bana kazandırdığı şeyleri hor göremem. yani onca emeği var üzerimde, hakkını yiyemem mahallemin. yani mahalle sonuçta..„, ulan„.. düşündüm de bi bok yok galiba bana getirisi bu mahallenin!? tek bildiğim şey beni ezen çocukları ve recep abiyi çok sevdiğim!? bu mu getiri? neyse hadi allahtan dutları falan güzeldi böyle beyaz beyaz ballı ballı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder