26 Ocak 2012 Perşembe

Gururlu musun? Aslanım benim!

Arkadaşın var mı ? Kaç tane yakın arkadaşın var? Yoksa gerçek dostunu bulamadın mı? Bulduğunu zannedip kendini mi kandırıyorsun?

Şundan kesin eminim ki DOSTun hayatın boyunca gelmeyecek. Hayalindeki kriterlere sahip bir insanın hayatına girmesini istiyorsun ( ya da insanların ) .  Bir gün mutlaka tanışacağını düşünüyosun seni gerçekten düşünen sana değer veren arkanı kollayan insanlarla. Ama yok  işte , öyle birisiyle tanışamıycaksın, mutlaka eksiği, sevmediğin bir yönü olacak.

Peki hiç dostun olmayacak mı hayatın boyunca? Elbette olcak, bu senin elinde, istersen 1, istersen 10 tane. Eğer sen kusurlarını görmezden gelebiliyorsan tabiki. Gurur denen lanet kavramı hayatından süpürürsen, verdiğin değeri göstermekte çekinmeyeceksin. Sonra bi bakacaksın ki farketmediğin bir çok DOST varmış, çok yakınlarında bi yerlerdeymiş hepsi. Ama sen çekiniyorsan -benim gibi- , sevgini gösterirken kendini engelliyorsan, senin için sadece zaman kaybı oluyo söyliyim, belki bu yazıyı okuduktan sonra bile buna devam ediceksin. Ama benden söylemesi işte.. Benim söylememe gerek yok aslında sen de biliyorsun ne kadar HAYVAN birisi olduğunu. Sorsana kendine; neden hep ondan bekliyorum ki, neden ben adım atmıyorum diye. Cevap alamazsın. Çünkü nedenini sen de bilmiyorsun salak! Bok var sanki de uzatıyosun, kime rezil olacaksın ki ?

Tamam kolay olacağını söylemiyorum, gerçek dostunu bulana kadar yanından kimler gelip geçecek. Ama hiçbirini çöpe atma sana bi çok şey kattılar, "ulan iyki çıktılar gittiler hayatımdan" deme.

Varya bi gün beklenmedik bi anda hayatında bişey kötü gider GÖT gibi kalırsın ortada söyliyim. Bırak artık herşeyi eleştirmeyi, yapmacık da olsa sana değer verip yanında oluyo mu? oluyo! Sen kendi MALLIĞININ farkında değilsin de millete bok atıyosun. Allah bilir bunu okurken hiç üstüne alınmıyosundur. Alooo ! Sana diyorum SANA! Hiç yapmıyosun sanki.

Söyle söyle çekinme, adam olmuş da millete akıl veriyo de, hiç çekinme. Doğru diyosun aslında  ama ben bunu millete değil, çoğunluğunu kendime diyorum. Bi dönemki halime daha doğrusu, şuan benimkilerden daha iyi dostların olamaz onu da bil yani.

Allah sana kötü günler yaşatmasın, yaşatırsa da dostsuz bırakmasın.. (Çok şükür ki benimkiler yanımdalar)

22 Ocak 2012 Pazar

Flashback

Ben 4.sınıfa gidiyorken kardeşim anasınıfına gidiyordu. Emsan ilköğretim okulunda ikimiz de sabahçıydık o yıl. Annem beslenme çantalarımızı hazırladı, boynumuza geçirdik ve elele yola çıktık. Zaten 500 metre falan yolumuz.

Kendini bi bok sanan bi çocuk olarak yolda kardeşime şöyle dedim; "Bak ekrem şuan çok küçüğüz. Hayat çok garip. Yıllar geçicek ve şuan ettiğimiz muhabbet unutulup gidicek."

SALAK MISIN LAN SEN! Her küçük çocuk gibi oyun moyun düşünsene o ne öyle hayat çok garip bırt zırt. Kardeşimle hala güleriz bu muhabbete çünkü o da hırs yapmış yıllar sonra bana hatırlattı, abi sen bana yolda şöyle şöyle demiştin hatırlıyo musun diye. Ben de hatırlamammı laaaan diye heycanlandım :D Gerçekten hayat çok garip ahhh ah

19 Ocak 2012 Perşembe

Dede olmayı hayal etmek...

Sana da yaşlanınca torunlarınla aynı teknoloji bilgisine sahip olacakmışsın gibi gelmiyor mu? Onunla beraber oyunlar oynıcaksın, muhabbet ediceksin. Genç ruhlu, dinamik ve komik bir dede/babaanne/anneanne olacaksın dimi? Torunların her gün seni görmek istiycek diğer bütün dedelerden farklı olacaksın(hepsini sıralamaya üşendim bundan sonra hep dede diycem) . Ancak gerçek şu ki, öyle birşey OLMAYACAK. Teknolojinin hızına sen bile zor yetişiyorsun bi kere. Kimbilir neler çıkacak ortaya, teknolojinin gelişme hızı logaritmik artıyor artık(vuhuuuu). Şuan taptaze olabilir ama gün gelicek BEYNİN ALMIYCAK o teknolojiyi.

Ya herşey bir yana ne kadar salak olursan ol senin de hayvan gibi anlatıcakların var oluuoooom! Mesela diceksin ki bizim zamanımızda feys vardı oğlum, bildirim gelince ağzımız kulağımıza varırdı, Beğen'e tıklardık birbirimizi mutlu ederdik salak salak diceksin. Aldığın yanıt ne olacak biliyo musun; "tıklardık!?" . Sen de diceksin ki ee biz tıklıyorduk yavrum öyle sizin gibi "sanal hologramlı ortam"da buluşamıyorduk (bok gibi hayal gücü).

Ya da şu an kullandığımız iğrenç laflar değişecek, yerini kimbilir hangi iğrenç laflar alıcak. Laf arasında diceksin ki torununa; işte böyleee yaa ninenizle öyle bi geyik vardı aramızda. Torunlar: O__O

Ya çok şey var oğlum işte resmen dicekler ki 2 boyutlu çerçeve gibi bişeyden film izliyolarmış ya da birbirleriyle haberleşirken sadece seslerini duyabiliyolarmış dicekler. Hayvan gibi uzar gider bu böyle... Dur yaa niye durduruyorum ki kendimi, gelecekten replikler vol1 ; "eskiden bedenlerinde hiçbir eklenti yokmuş" , "eskiden insanlar kanserden ölürmüş" , "yaa abi yazık lan millet bi ara evlerini yere dikiyormuş" , "insanlar bi ara savaşsız yaşayabiliyormuş" ...

Şuan haaaaadi lüeeen diyosun içinden ama ilerde görüşürüz :)

Yeterince beyin mıncıklamışken son bi kez pandik atıyım; Geçmişte yaşayan geleceği yaşayamadığı için üzgün mü oldu yoksa gelecekte yaşıcak olan geçmişi göremediği için pişman mı olacak?

16 Ocak 2012 Pazartesi

Nedir bu Denizli düşmanlığı?

Arkadaşlarımın yüzde doksanında "Iyyy denizliden nefret ediyorum artıkkk, tiksiniyorum bu köyden kaçıp gitmek istiyooğrum uzaklara" kafası var, kimse alınmasın da BU NE LAN? Oğlum geldik işte 2 senedir yaşıyoz İstanbul'da, valla burda doğmuş büyümüşlere nası üzülüyorum anlatamam. Bu yazı bi çok kişiye toprak kokulu gelebilir de kimse kusura bakmasın şimdi. Tamam bir çok imkanın toplandığı yer İstanbul olabilir ama yeminle çok kısıtlı bi yaşam var ya.

İlk geldiğimde, ben bu şehir hayatından hiç sıkılmam diyordum, o güne kadar hiç yaşamamışım çünkü metropol bir yerde yaşamak nedir bilmiyorum, eğlenceli geliyo. İyi de kardeşim aylar geçtikçe bu iş çok basitleşiyo? nerde kaldı büyük şehrin gizi? 

Aslına bakarsan burda amacım İstanbul'u yermek değil, tekrar tercih yapsam 30 kere İstanbul yazarım yine ama Denizli'yi yerin dibine sokmak neden? (ecem stayla) Lan bu tipler yüzünden İstanbul'u görmeyen kişiler abartıyo burayı. Örneğin ben! İlk geldiğimdeki köylü halimle vuhaaaaaay beeeeee demeyi bekliyorum ama gayet de pisliğini de problemlerini de barındırıyo. Herkes İstanbuldan kendi istediği payını alıyo orası ayrı, buna başka bi yazıda değinirim. 

Çok özlüyorum ben, burdaki hiç bir avm de Forumçamlığın tadını alamadım ! Çamlık gibi biyer yok bi kere ya. Varsa da ebesinin yerindedir ben bilmiyorum yani. Hadi denizli-merkezi bilmiyorum ben köye gitmeyi de çok özledim. Kardeşim, ben, dayım dağa çıkıp gün boyu mantar toplamak nası HUZURLU bişeydir arkadaş! Gözün yerde ama aklın hayallerde. Çünkü ormandasın oğlum! Daha dingin biyer mi var? yok.. 

Ya aslında yediremediğim şey, İstanbul çok güzel diye Denizli'nin silinip atılması. Dur bakalım bi ya senin ne anıların geçti burda!? Hep İstanbuldan örnek verdim ama başka biryer de olabilir tabiki. İstanbul'u da çok seviyorum ha darılmasın sakın bana. Ama bu aralar baya uzak kaldım Denizli'den, bi koruyasım tuttu nedense, kimse yüz vermiyo çünküm yavrucaağza. 

15 Ocak 2012 Pazar

-->

Blogun buraya kadar ki kısmı aslında Tumblr'da yazıldı (Yazı stili bile değişmiş bak bak kesin Tumblr'dan gelme bu zottirik) Ama kendilerinin tasarımı çok güzel olmasına rağmen kullanımı o kadar BOKTAN ki bizden bilgisayar mühendisi falan olmamızı bekliyorlar elleem. Blogger'ın canı sağolsun yaa yemin ederim böyle bi rahatlık yok. Çok memnunum şuan hadi hayırlısı

-->

Linkte görmüş olduğunuz blog adresimi açtığım için çok heyecanlıyım ve hevesliyim uleeyn-->  Tıkla For Takıling

Flashback

O zamanlar konyada oturuyoruz, 5 yaşında falan varım yokum. Babam beni kreşten aldı dönüyoruz, arabada yaramazlığın dibine vurdum. Babam yapma diyo, devam ediyorum, yapma , devam, yapma, devam derken babam “bırakırım bak seni buralarda” dedi. Ben de ciddi olmadığını anladım tabi blöfe blöfle karşılık verdim. “Bıraaaaak” dedim sanki hiç umursamıyomuşum gibi. Ulan bi baktım, araba yavaşladı yavaşladı durdu! dedim SIÇ. “in arabadan o zaman” dedi,  baba emin misin diyen gözlerle baktım babama, e hadiii dedi. Kafayı eğdim indim ama hala karizmayı bozmuyorum. Gel gel hadi gel demesini bekliyorum yani. Lan baya gitti babam araba gözükmedi sonra. Yolda tek başıma yürürken kendimi nası çaresiz ve zavallı hissediyorum anlatamam size. Kulağımdan YARAALIIIII sesleri yankılanıyo sanki. Hatta şunu hatırlayınca hep gülerim; ev şehrin biraz dışındaydı, köyleri falan geçiyoduk, tam da oralarda bırakmıştı. Yol kenarında duran bi tane ineğe döndüm “Sen de mi yalnızsın inek kardeş”dedim. Hem de SESLİ. Hani dışardan baktığınızda inekle konuşan salak bi çocuk düşünün. İşte o benim, küçük metecem. Sonra babam dolanmış sokaklardan 5 dakika sonra arkamdan geldi tabikii
http://strestopum.tumblr.com/post/15784241725/thesongilove-aysegul-mete-from-denizli-love

Çocukluk Rüyalarım - 2

Çok karanlık ve kasvetli bir apartmanın üst katlarındayız annemle. Annemin uzun zamandır görmediği bir arkadaşına gitcez. O kadar karanlık ki birbimizi zor görüyoruz. Asansöre bindik, asansör görevlisi var bi tane -o yaşta nerden biliyorum onu bilmiyorum bags banide falan gördüm heralde- ama üzerinde üniforması yok. 30lu yaşlarda bi adam gömlekli falan. Böyle sanki kuyumcuymuş gibi gülümseyip duruyo, ben de tabi annemi koruma baabında sinir oldum adamı dövdüm dövücem. Neyse asansörde böyle demirlerden oluşan garip bişey, dışarısı gözüküyo yani etrafı bişeyle çevrilmiş değil, çıplak bi asansör. Adam iniyoruz diyo ve yaklaşık 3-5 katı biz 1 saniyede DAN diye iniyoruz. Sonra karşı dairede annemin arkadaşını buluyoruz. İçeri girdikten sonra ben “ay napıyo” diyorum, burda mete gel bak diyo. Bi oda var kapısını bi açıyosun eşikten sonrası uzay. Düşebilirsin yani dikkat ediceksin orda. Tam da karşıda ay var, bildiğimiz dünyanın uydusu:) ama 3-4 kat daha büyük hali , çok yakın yani. Bişey soruyosun o yankılı bişekilde cevap veriyo, muhabbet ediyosun. Rüyanın geri kalan kısmını hatırlamıyorum maalesef. 
Bu arada bu rüyaları çok net hatırlamamın sebebi; hepsini 4-5 kere görmüş olmam. Neden bilmiyorum her gece aynı rüyaları görürdüm. Çocukluk dediğim de baya baya 3-4 yaşlarımda yani…

Flasback

Ya 6. sınıfta bi kız vardı, bi türlü tavlayamamıştım. Ama bütün sınıf biliyordu yani aramızda böyle bişey olduğunu, herkes benim beceriksiz olduğumun farkındaydı. Ama ben de kuul olmaya çalışıyorum böyle arada pas vermiyorum falan. “Kaçan kovalanır” yasasını uygulamaya çalışıyorum ama sadece kaçıyorum ben kız resmen takmıyo beni.
Neyyssseee günlerden bi gün kız sırada oturuyo, bizde kızlı erkekli bi grupla tahtanın önünde geyik çeviriyoruz. Artık nasıı gaza geldiyseem kıza hava atıcam böyle ortamın popüler elemanı olucam diye kapının üstündeki yere tutunmaya çalışcam ama baya uzaktan atlıcam. İşte millet de doldurdu tabi beni ben nasıı gaza geldiim, uçuyorum resmen havadan. Şebeklik yapmaya başladım, boğa gibi boynuz yapıyorum kendimee ayağımı yere sürtüyorum falan. Allahım yazarken bile utanıyorum :D gerildim gerildim gerildim bi atladımm… tutundum.. elim kaydıı.. o hızla dönmeye başladım.. tam yatay pozisyona geldim.. ve  PAAAT diye düştüm. ilk 10 saniye hiç kımıldayamadım. sonra duyduğum sesler yükselmeye başladı kulağımda. şöyle bi ses: HOHOAHOAHAOHOAAAAAAA ! Lan onları duyunca bozuntuya vermiyim diye bende gülüyorum ama NASI ACIYO ! Kıpırdayamıyorum ya o kadar kötü düştüm yüksekten. Ulan en kötüsü kafayı çevirdim, benim kız ağzı kulaklarında AHAHA diye gülüyo. (HOAHOAHOA ya göre daha karizmatik evet). Neyse bacaklarımı hissetmeyerek kalkıp sırama oturmuştum. O kızla ilgili de bir daha hiç bişey olmadı zaten, 2 gram aklı olan bütün kızlar da aynı şeyi yapardı. 

Çocukluk Rüyalarım - 1

Annem hiç görmediğim bi kasabanın sokaklarında beni öyle bir dövüyo ki. Ağız, burun ne varsa giriyo. (gerçekte hiç dövmemesine rağmen) evde beni döverken sokağa çıkarmış döve döve, saçı falan açık, öylece çıkıvermiş. herkes bize bakıyo. sonra bi beyaz eşya mağazası gibi biyere bırakıp eve kaçıyo. orda yapayalnız kalıyorum, görevli kızlar falan bana bakıyo. neyse tek başıma evi bulmaya çıkıyorum ben. kasabanın dar, labirent gibi sokakları var. tam o anda rüyam, bi bilgisayar oyunu gibi oluyo. bi kaç sokak atlattıktan sonra bi dönüyorummm, yarım metre boyunda bi yaratık (pokemondaki ginger’a benziyo sanki). onu gördüğüm anda game over oluyorum,  ekranda yazılar çıkıyo, ve oyun baştan başlıyo.. Annem sokak boyunca dayak atıyo, mağaza, labirentler, canavar, game over… 3-4 defa görüyordum bi gecede.

-->

Psikoloji hakkında teknik bilgim olmamasına rağmen biraz korkularımdan bahsedicem…
Kişiliğimi oturtma çabalarının en üst düzeyde olduğu yıllarda insanın psikolojisi çok dengesiz olur herkesin bildiği üzre. Psikoloji dediğin o kadar garip ki, şuan gece rahatça yürüdüğüm sokaktan, o yaşımda üç buçuk atarak koştururdum. Sokak aynı sokak, ben aynı ben, peki neden değişiyor bu kadar insanın yapısı? Tecrübeleniyo muyum? Hmmm demekki korkulcak bişey yokmuş mu diyorum? Yok ya, ben hatırlıyorum, kendi kendime düşünürdüm küçükken, mete hayaletin olmadıgını biliyosun, e neden kokuyosun madem? cevap yok.
tek başıma uyuyamazdım ben. annemi her gece ikna eder yanımda bekletirdim, annem de annelik içgüdüsü gereği hiç bıkmazdı. o zamanlarda hep kendi kendime söz veriyodum; lan baba olursam abartısız hergece çocuğumun yanında beklicem diye. arada böyle kendime hatırlatıyorum ki saçma gelmesin diye, çünkü gerçekten büyüdükçe garip geliyo. küçükkenki gibi düşünemiyosun,hissedemiyosun. babamın da bazı hareketlerine öyle derdim, büyüyünce böyle baba olmıcam diye. şu an baba olmanın çok uzağındayım ama şimdiden babamdan daha kötüyüm o hareketlerde. insan çocukluğundaki gibi saf kalamıyo. ilkokulumun önünden geçerken 10 yaşımdaki gibi içimin kıpır kıpır etmesini istiyorum. neden olmuyo? hiç bir zaman olmuyo değil bazen oluyo; eğer bişey bana Konya’yı hatırlatıyorsa direk çocukluğumu(2-6) hatırlıyorum. Örneğin bu gübre kokusu olabilir(evimiz şehir merkezine uzaktı ve gübre kokusunu ilk orda öğrendim) ya da zara’nın avuntu albümü olabilir(babam beni kreşe bırakırken arabada hep zara kaseti çalardı). hatta hayatımda baştan sona ezberlediğim ilk şarkı “eklemedir koca konak” tır. İşte o zamanlar, birkaç saniyeliğine o saf mutluluğu hissedebiliyorum, içim gıcıklanıyo resmen.
Bir şeyin büyüsü kaçması çok acı bişey. eğer bu kavram olmasaydı hep heyecanlı olurduk, yerimizde duramazdık hiç. ama işte herşeyin birer birer büyüsü kaçıyo. mesela, ilk istanbula geldiğimde taksim meydanı dünyanın en güzel alanlarından biriydi benim için. çok farklı bi ortam çok garip çok modern çok güzel… ama şimdi okulum taksimde oldugu için resmen “mahallem” olarak bakıyorum. hergün taksimdeyim ve hiç bi numarası kalmadı. çok üzücü. Yemin ederim bu gidişle beni hiç bişey mutlu edemicek gibi geliyo, bu psikolojiden çıkmak istiyorum. Çocuk aklı mutlu olmanın tek çözümüdür bu da böyle biline. Bak daha adam olmadım bişey olmadım, hayatı yeni yeni öğreniyorum, eyvallah, ama şimdiden insanların pis yüzlerini, hırsızlığı, dedikoduyu, samimiyetsizliği gördüm. çocukken böylemiydi? en fazla kıskançlık denen şey vardı, o da onun kamyonu daha güzel olduğu için. ulan hep mutluyduk ya en kötü derdimiz bisiklet aldırabilmekti. ne güzel. özledim seni küçük mete. bu aralar hep seni anıyorum farkındayım anmaya da devam edicem.

-->

ya ne şanslıydım eskiden okulum eve 50 metre uzaktaydı abartmıyorum. şehir hayatının getirdiği dezavantajlar beni etkilemiyordu, çıkıyodum okul bahçesine sabah 8 akşam 8 oyalanabiliyordum bi şekilde. ama hiç de baskın karakterli değildim önlük giydiğim zamanlarda. mahallede 3-5 çocuk vardı onlar beni dövse de sevse de ben onlarsız yapamazdım resmen. hep ebe ben oluyordum hep kaleye ben geçiyordum hep en son ben su içiyordum ne hüzünlü bi çocukluk lan bu. pislikler kullanmışlar resmen. sonra birkaç abiyle tanıştım mahallede. sevdiler beni kolladılar. arada onlarla mahalle maçlarına gitmeye başladım. tabiki en iyi oynadığım mevkii kaledeydim yine. recep abi bi keresinde çok kötü bağırmıştı “laaaan meteeeee” diye, bacak aramdan gol yemiştim. mahallenin ününe yakışmazdı bu tabi. salak mete! mahalle maçı dedim de aklıma şey geldi;  beni yine bir gün kandırmışlardı, bizim mahalledeki özgür yan mahalleye transfer oldu diye. bonservisini vermişiz haftalık 5 lira ödiceklermiş bize. ben “ohaaaaa özgürün yerinde olmak vardııı” diye düşünerek büyülenmiştim bu haberi duyunca. ama çok büyük bir değer kaybetmiştik, biz naapardık özgürsüz? allahtan 5 lira gelcekti mahallemize, sanki bana gelcek anasını satıyım. 
neyse, bide dışarda geçirdiğim 12 saat boyunca eve uğrayamadığım günler oluyodu. ee insan acıkıyo haliyle; erik,incir,dut vs hiç affetmezdik. ama en çok sevdiğim ve yediğim şeyse adını hala bilmediğim kırmızı şey! annem bi ara kızılcık dedi ona ama o başka bişey, o değil. kızılcık hoşafı içmiştim bi keresinde, aynı şey değil bunlar. hatırladınız mı bilmiyorum, minyatür domatese benzer içi çekirdekli olur, çalı gibi bişeyde bulunur bolca. geçenlerde bikaç arkadaşıma gösterdim, biz bunlardan yerdik karnımız ağrıyıncaya kadar diye, ıyy iğraançç diyolar ama olsun. dünyanın en güzel geçiştiricisiydi o yıllarda. 
sonra ben baskete başladım. okuldan arkadaşlarla okul takımı seçmelerine gittik. bi ay içince zaten yüzde sekseni falan dayanamadı bıraktı, klasik.. benim de nedense ilgimi çekti bu basket, acayip sardı hatta ve devam ettim. 1-2 sene içinde resmen hayatım değişti. daha fazla arkadaşım oldu , daha farklı mekanlara gitmeye başladım ve en önemlisi özgüvenim arttı. o muhtaç olduğum çocuklara gidip “naapıyosunuz burda allahın fakirleri” dercesine bakmaya başladım. havalara bak sanki transfer oldum da haftalık 5 lira kazanıyorum.  neyse böylece mahalle sınırlarından dışarı çıkmaya başladı mete cem arabacı. ama yine de bana kazandırdığı şeyleri hor göremem. yani onca emeği var üzerimde, hakkını yiyemem mahallemin. yani mahalle sonuçta..„, ulan„.. düşündüm de bi bok yok galiba bana getirisi bu mahallenin!? tek bildiğim şey beni ezen çocukları ve recep abiyi çok sevdiğim!? bu mu getiri? neyse hadi allahtan dutları falan güzeldi böyle beyaz beyaz ballı ballı…

-->

Hayat niye küçükken büyüklüğe özenerek, büyüyünce de küçüklüğünü özleyerek geçiyor. İlla mutsuz olmak için bir bahane bulacağız dimi. Aferin bize

-->


Let me tell you something about physics.
Eylemsizlik diye bişey var. eyvallah. geçen gün arabada giderken düşündüm, burnumun ucunda sinek uçuyordu. hadi biz koltuğun zartın zurtun etkisiyle gidebiliyoruzda, ulan sinek nası havada gidebiliyo. Yani şöyle, o anda dışardan izlerken arabayı görme, sinek 100kmyle uçuyo gibi havada. Bana sakın içerde hava akımı yok da bırt da zırt da artis artis konuşmayın, saçma işte !
Mesela buggs bunny’nin kendi kulağından tutup kendisini havaya kaldırması kadar mantıklı bişey yok. 

-->

  • t- lokmancım do you have any brother or sister?
  • l- no
  • t- we usually use long answers. For example, yes i have, no i dont like. Ok?
  • l- yes

-->

yelesiz aslan nasıl olur yaa. öyle aslan mı olur. hatta aslanın dişisi kaplandır. kes sesini !
Coldplay - High Speed Music Video Directed by Jesse Scott
Çoğu kişinin garip takıntıları vardır ya, ben de küçüklüğümden beri bu yukardaki şeyi yapıyorum. Kaldırımda yürüyorum, yolun kenarına parketmiş arabalar var. yürüyüş esnasında arabanın iki tekerleğinin hizasından geçerken kendimi sıkıp “hımmh” diyorum ve bi tarafımdan tam yatay bi füze fırlatıyorum. o füzenin iki tekerleğin arasına isabet etmesi lazım. bu yürürken pek garip olmuyo ama dolmuşta falansam ve camdan dışarıyı izliyorsam hızlı gittiğimiz için “hımmh hımmh hımmh..” diye stres yapıyorum. Farkeden varsa rezil bi durum yani.
Bu masaüstüme bikaç yıl sonra bakıp, “puu allah senin zevkinee, başka bişey bulamadın mı koycak” derim kesin.
Bana da nasip olsun lütfen

-->

son yılların en güzel kelime oyunu;
Panda Maraş Cup, haydi durma sen de bir tane kap !

-->

Günümüzde yapılabilecek en güzel buluş uykusuzluk hapı olurdu bence. Sabaha kadar uyumuyorum ve güneş doğunca uyumak o kadar saçma geliyor ki. Hayatı yaşamak istiyorum ama uyku bana engel oluyor. İçsem o hapı 3 gün hiç uyumasam, vücut hiç yorgunluk hissetmese, uykudan alacağım tüm ihtiyaçlarım karşılansa,sonra bir daha hap alsam. Hem bu daha kolay bence hepimiz üşengeç değil miyiz? Düşünsene, hayatının yarısını uyuyarak geçiriyorsun. Normal yaşamın ortalaması 65 yılsa, hapı icat edince 130 yıllık yaşayacağız. Dolu dolu… Heyecanla bekliyorum,hadi aslanlarım olmıycak şey değil..

-->

bizim evde mutfaktan çıkarken solda koridor karşınıza çıkar. ve bu akşamüstü döner dönmez koridorun ortasındaki annemin çantasına takıldım, düşüyodum son anda toparladım. o sinirle dönüp iyi bi tekme attım çantaya. annem gürültüye koştu napıyosun diye bağırdı. o bağırdı ya, tabi bende çok sinirliyim o anda, bende karşılık verdim. koymuşsun çantayı koridorun ortasına vururum tabi diye bağırmaya başladım. neyse bunu örnek olsun diye yazdım, bu ve bunun gibi olaylarda insan ne yapacağını bilemiyo. yani o an zort diye yumuşayamazsın herhalde, belli bi karizman var, sinirlenmişsin. üstüne bide çantaya vurmuşsun. annene bağırmak istemesende bağırıyosun işte. ama bence anne de o psikolojiyi anlayıp bağırarak karşılık vermemeli. çünkü ani yapılan bi hareket sonuçta. iki tarafta haksız galiba dimi ? ama iyi vurdum ha, 2-3 metre fırlattım koca çantayı yıhaha
“Her yeni nesil yeni bir memnuniyetsizlik içinde yeni bir düzen kavramı geliştirmeye çalışır ve buna mimarlık denir.”Mimarlık düşünmek düşlemek

-->

Geçen gün TNT’de bir fransız filmi vardı. Ama bi aksaklık olmuş herhalde alt yazı yoktu bütün gece. Filmde hani Amelie filmindeki Amelie karakterini oynayan kadın var ya o oynuyor. Saçlarını dahada kısaltmış artık çok daha güzel olmuş. Neyse bütün filmi altyazısız, dublajsız izledim öyle. Fransızcaya aşığım galiba ama fransız filmlerine daha çok aşığım. Valla konuyu da anladım bir kelimesini bile anlamasam da.. Üşenmezsem bütün öne çıkan fransız filmlerini izlemek istiyorum

-->

bu tercih dönemleri bana neden mimarlığı seçtiğimi hatırlattı. Daha 2-3 sene vardı öss’ye ve babamların bürosunda ilk ciddi konuşmayı yaptık. Babam bana nası bi bölümde okumak istediğimi sordu. O zamana kadar hiç düşünmemiştim galiba. Sadece okul sınavlarımı düşünüyordum, matematikden 60 alsam 3 mü düşer hesaplarıyla uğraşıyordum yani. Babam sorduğu anda düşündüm ve 5 saniye içinde birşeyler tasarlamam gerektiğini söyledim. Babam reklam tasarımla uğraştığı için ve o konuşma esnasında o atmosferin içinde olduğum için ilk kez kendim dahil herkese açıklamış bulundum. Babam tasarımla ilgili birkaç meslek saydı such as grafikerlik,mimarlık,endüstriyel tasarım etc… Ardından o günlerde neyşınıl ciyografikteki mega yapılar dizisine sarmıştım. O konuşmadan sonra daha bi çekici gelmeye başladı resmen. Yanlış hatırlamıyorsam bir sonraki sene olması lazım, Prison Break izlemeye başladım. Sadece ilk sezonu izledim ama Micheal Scofield’ın mimar oluşu da beni çok etkiledi. Adam her santimetrekaresini biliyordu hapisanenin, kendisinin bir parçası, onun dünyaya getirdiği birşey. Bu birkaç nedenden sonra grafikerlikmiş,endüstriyel tasarımmış çok zortingen ştrayze gelmeye başladı. Hem aralarındaki en prestijli meslek de mimarlıktı. (Bkz: benim kızımı ne mühendisler ne mimarlar istedi de vermedik-doktorlar mıydı yoksa o- ) Bu arada “yaratmak” kelimesini sevmeyenlerden biriyim. Ben ilerde binalar “tasarlamayı” düşünüyorum. Nitekim bu blogu bölüme başlamadan yazıyım ki, seneye “okulu bırakmak istiyooom” diye bağırdığımda bunu açar okur “ben zaten başka birşey seçmezmişim” derim. Ağzımıza sıççaklar biliyorum, 3 saat uyku için yalvarıcaz ama seviyorum ya, valla çok seviyorum. Hiç de pişman değilim hıh. (şimdilik)

-->

Bir zamanlar küçük bir ergenken feysbukta blackjack oynuyordum ve silvana diye bi yabancı kızı direk ekledim, affetmedim.Meksika’da oturuyo İspanyolca konuşuyo. Çat pat ingilizceyle muhabbeti de kurduk. Öyle hava su derken baya konuşmaya başlamışız. Kızı hiç görmedim tabi, ama kişiliğini öğrendim. Ufak bi yakınlık hissediyorum yani, çok garip bi his. Bugün konuşuyorduk “arkadaşlığını gör” bölümü var ya feyste , ordan bi baktık 3 yıl olmuş. 3 yıldır canım sıkıldığında konuştuğum birisi, hem de ingilizcee. Bi nevi bu blogun işlevini görüyo yani kız :) Hatta google translate sağolsun, geçen bir ispanyolca konuşmuşum. Ertesi gün konuşma geçmişine bi baktım, baya koyu muhabbet dönmüş gibi gözüküyo.  Hani bilmeyen baksa iyi hava atarım o diyalogtaki ispanyolcamla. Ama kıza ne rezil olmuşumdur ya, kesin düzgün çeviremeden yollamışımdır. Türkçesine çevirince “ben seni beklemek çok uzun vakit” gibi bişey çıkıyodu. Bu arada söyleyeyim kız güzel değil ama tek yabancı kız arkadaşım o olduğu için bu abazalığımı kimse bozamaz valla bana güzel geliyo:)









Canınız sıkılınca siz de deneyin, gece uyuyamazsanız tamamen tarifini kendiniz salladığınız bi yemek yapın. Ben bunun adına; Fırında Sebze Şöleni dedim kartdor gibi oldu ama..

-->

emeğe saygı :) Queen - Bohemian Rhapsody

-->

Güzel kızları başka bir yerde aramayın, pazara gidin. Ben gördüm , güzeller.

-->

insanın bir hayranı olması ne garip bir duygu. şu an sana en yakın 10 arkadaşını say desem, 4-10 arasındakilerden daha çok tanıyorsundur o hayranını. o kadar yakınsın, samimi bir bağ var sanki aranızda. ama bir gün yolda gördüğünü düşün, ne diceksin lan? takmıyo oğlum seni, tanımıyo, senin hakkında tek zerre birşey bilmiyo resmen. halbuki sen onun yerine dertlerine derman bulmuştun bile. çok acı birşey bu bence. tamam belki herkesin bu derece hayranlık duyduğu kişiler yoktur ama benim var sanki ve İstanbul’da yaşıyo. içimdeki hislere göre önümdeki 2-3 yıl içinde yolda görücem ve ne yapacağımı düşünüyorum. önceden bi diyalog kurgulayıp direk çarpsam mı suratına, yoksa hiç bişey demesem mi. En iyisi konuşmamak galiba, hep hayatımda “hayranım” olarak kalır böylece. şimdi gider burnunda sümük falan görürüm. ya da ter kokar falan. Ama ne güzel olurdu beynine birden benim hakkımdaki bilgiler yüklenseydi de bi yarım saat konuşturtsalardı. işte o zaman mutlu olurdum galiba, seviyorum seni allahın sümüklüsü.

-->

Başlamışken en değerlilerimle başlayayım :) Radiohead - Street Spirit