Tutamıycam kendimi yine "algı" meselesine yoğunlaşıyorum. Ama bu sefer farklı kollardan. Aslında çok net yorumlarımız var. Varlıklara sıfat takarken genelde zorlanmıyoruz. Yani bi cisme büyük, sivri, pürüzlü, ıslak ya da yumuşak demek zor değil. Hepimiz aynı kanıya varabiliriz. Ama işin içine estetik sıfatlar girince herkesin farklı yorumu çıkabiliyo. Bana çok normal gelmiyo bu, yani bi kıza hepimiz uzun diyebiliyorken, hepimiz güzel diyemiyoruz. Bazılarımıza güzel geliyo ama hepimize uzun geliyo.
Şu karışık ortamı şöyle daraltmaya çalışayım; hani dünyada bi düzen geliştiriliyo ve biz bu düzenin içine giriyoruz, beynimizin sınırları belli, bi cisim hakkında inceleme yaptıktan sonra fiziksel olarak hepimiz aynı yola giriyoruz. Ama estetik olarak bize bi ayrıcalık veriliyor. Ve arasından seçip, kendi sıfatımızı kullanıyoruz. Hani "zevkler ve renkler tartışılmaz" sözü var ya. Renkleri bilmem ama zevkleri ben tartışıyorum burda :) (renkler de renk körlüğüyle ilgili falandır herhalde bilemedim) Eşşeğin aklına karpuz kabuğu sokmak bence çok olumlu bir iş. Bunun üzerine daha çok yazı yazacağımı düşünüyorum, kafayı yicem falan sanmayın vallaha eğleniyorum bunları düşünürken :D
Çünkü beynimizin bu kadar sınırlandırılması çok garip, abi sen dünyaya gel, bi çark tuttur, ama bunu sorgulama. YEOOOH ÖYLE İŞ. Mesela sen doğuyosun, dünya denen bi gezegene geliyosun, işte neymiş okul diye bişey var, eyvallah diyosun eğitim görüyosun, devlet var eyvallah diyosun vergi veriyosun, ceza diye bişey var eyvallah diyosun hapse giriyosun. Düşünsene seninle aynı şartlarda gezegene gelen bi canlı, seni parmaklıklar arkasında tutmaya zorunlu kılıyo. Adama derler ki beynini çalıştır! Tamam şuan çalıştırıyorum... evett bu kısıtlamalardan uzaklaşmam gerek. Bi dakka ya niye uzaklaşıyorum ? ulan adam hazır sistem kurmuş, ben mi buluvercem yeni çözüm. ameeaaaan banane lan vergimi veririm eğitimimi alırım, beynim az çalışsa da olur. parmaklıklar arkasına gitmiyim ama nolur (kafiye) .. -jim morrison'a selami-
31 Mart 2012 Cumartesi
28 Mart 2012 Çarşamba
"Rahvan gitmek" ne demek biliyorum
Bazen düşünüyorum, bu kadar kapalı bi kişiliğim varken, birden blogdur tvitırdır yardırıyosun mete hayırdır diyorum kendi kendime. Eski halimi hatırlıyorum da , böyle şeyler yapmam imkansız gibiydi. "Ne salakmışım" demiyorum yanlış anlaşılmasın. Ama pek de bi farkı yokmuş yani.
Arada bişeyler yazarken kendimi frenlediğim oluyo, çok mu özel anlatıyosun lan acaba diye. Milletin seni bu kadar bilmesine gerek var mı diyorum. Hatta sevmediğim tipleri, blogumu okurken hayal ediyorum. Bana söyledikleri küfürleri hayal ediyorum. Bi tarafları kalkmış dümbüğün, bize akıl veriyo ... (konsantre cümle) . Ama gerçekten "koy götüne rahvan gitsin" modundayım. Umrumda değil lan gerçekten ne düşünüldüğü, hatta ilerde pişman olacağımı bile bile yazıyorum bunları. Sonuçta zamanında "saol yha" yazan da bendiim.
Aslında hep bu kafadaydım, milletin söylediklerine karşı geçirgenimdir. Denizli çok büyük bi şehir değil sonuçta, bilen biliyor. Geçirgen olmak şart. İstanbul belki de bu yüzden iyi geldi bana bilmiyorum.
Sonuç olarak bi tek yakın arkadaşlarımın söylediklerini dikkate alıyorum. Mutlu muyum ? Evet.. HAOHAOHAOAHOHAA.. öhömmhh pardon.. Ciddi başladım ciddi bitireyim bari dimi, depresif gözükeyim, ilgi çekmeye çalışayım..
Arada bişeyler yazarken kendimi frenlediğim oluyo, çok mu özel anlatıyosun lan acaba diye. Milletin seni bu kadar bilmesine gerek var mı diyorum. Hatta sevmediğim tipleri, blogumu okurken hayal ediyorum. Bana söyledikleri küfürleri hayal ediyorum. Bi tarafları kalkmış dümbüğün, bize akıl veriyo ... (konsantre cümle) . Ama gerçekten "koy götüne rahvan gitsin" modundayım. Umrumda değil lan gerçekten ne düşünüldüğü, hatta ilerde pişman olacağımı bile bile yazıyorum bunları. Sonuçta zamanında "saol yha" yazan da bendiim.
Aslında hep bu kafadaydım, milletin söylediklerine karşı geçirgenimdir. Denizli çok büyük bi şehir değil sonuçta, bilen biliyor. Geçirgen olmak şart. İstanbul belki de bu yüzden iyi geldi bana bilmiyorum.
Sonuç olarak bi tek yakın arkadaşlarımın söylediklerini dikkate alıyorum. Mutlu muyum ? Evet.. HAOHAOHAOAHOHAA.. öhömmhh pardon.. Ciddi başladım ciddi bitireyim bari dimi, depresif gözükeyim, ilgi çekmeye çalışayım..
27 Mart 2012 Salı
18 Mart 2012 Pazar
İçin dolu dolu gezme oğlum, bırak bu kuğul numaralarını
Bazen beyni o kadar çok olayla meşgul oluyo ki insanın. Bu olaylar en yakınındaki insanlarla da ilgili olabiliyor ve kendi düşünceni kimseye söyleyemiyorsun. Söylenmemesi gerektiğini düşünüyorsun ve sözünde de duruyorsun. İşte o zaman iş çok garipleşiyo, yakınlarına ilgili gözlerle bakarken kendi içinde farklı şeyler düşünüyorsun. İyi rol yapabilmek lazım, çok tehlikeli bir iş. Çaktırmamak lazım. Yakınlarını asla kaybetmemelisin çünkü. Ama o düşünce içinde öyle bir büyüyo ki, daralıyorsun artık. Az kalsın birisine söyleyivereceksin, zor tutuyosun.
Tam da bu noktada çok komik bi hareket yapıyorsun; konudan tamamen alakasız, sağdan soldan ama dürüst birisine ne varsa anlatıyorsun. Her türlü ayrıntısıyla. Çünkü bi yere dökülmen lazım artık tutamıycaksın.O kişi de adamın hasıysa eğer, kendisinin tamamen "dökülme aracı" olduğunun farkında olan, ama dinlemeye devam edeni oluyor genelde.. Sen de anlıyorsun onun bu fedakarlığını, dökülmenin tadını çıkarıyorsun. Aslında orda konuştuğun karşındaki kişi değil, sensin. Bişeyleri kendine itiraf ediyorsun. Kendini tartıp biçiyorsun. Ama eğer bunu yapıyorsan, yanlış yaptığın bişey yok. Koy kafanı arkaya rahatla...
İçin dolu dolu gezme oğlum, bırak bu kuğul numaralarını...
Tam da bu noktada çok komik bi hareket yapıyorsun; konudan tamamen alakasız, sağdan soldan ama dürüst birisine ne varsa anlatıyorsun. Her türlü ayrıntısıyla. Çünkü bi yere dökülmen lazım artık tutamıycaksın.O kişi de adamın hasıysa eğer, kendisinin tamamen "dökülme aracı" olduğunun farkında olan, ama dinlemeye devam edeni oluyor genelde.. Sen de anlıyorsun onun bu fedakarlığını, dökülmenin tadını çıkarıyorsun. Aslında orda konuştuğun karşındaki kişi değil, sensin. Bişeyleri kendine itiraf ediyorsun. Kendini tartıp biçiyorsun. Ama eğer bunu yapıyorsan, yanlış yaptığın bişey yok. Koy kafanı arkaya rahatla...
İçin dolu dolu gezme oğlum, bırak bu kuğul numaralarını...
14 Mart 2012 Çarşamba
Flashback
1. sınıfa gidiyodum ve sabah asla uyanamayan mete'nin şu anlatacağım anıları sahiplenmesi mümkün değil ; sabah 6buçukta (!) kalkıp Çamlık'a spora gittim bi süre. Ama işin garip tarafı spor arkadaşlarımın annem ve anneannem olması. Denizli'de oturanlar bilir, Çamlık'a spora gidenler en az itfaiyenin oraya kadar giderler. Biz de o "en az" grubundanız, dağa doğru çıkmıyoruz yani.
Neyse işte yaptığımız şey de aslında bi bok değil, onlar yürüyor bense arada artislik olsun diye koşuyorum sonra onları bekliyorum. Dönüşte de çoğu zaman ordaki parkta annemi sallardım , salıncağa bindirip.
Aslında spor bahaneymiş şimdi anlıyorum, çocukken cidden sağlıklıyım sportmenim falan havalarındaydım. Maksat o temiz ortamın tadına bakmakmış. Çok güzeldi ama cidden , hiç tanımadığın amcaların sana günaydın demesi, hafif serin havanın verdiği salak gülümsemeler falan. Sonra eve dönerken sıcacık ekmek veya simit alınırdı ohh..
Sonra annem kahvaltıyı hazırlarken önce asena çıkardı o yıllarda. Nedense hep aynı saatte, sabah 7buçukta başlardı. Yarım saat sonra da tsubasa ! Kahvaltımı da sobanın yanında haşlanmış yumurtamla (az pişmiş) yapardım. Allahım zevkee bak uleeeen gaza geldim ..
Ters olan şey ise , hayatım boyunca sabah uyanamamaktan çektim, derslerde uyumaktan çektim, oturduğumuz cafelerde uyumaktan arkadaşlarımdan azar işittim. Peki ya bu metenin nası olur da böyle bi dönemi olur, okula gidene kadar günün yarısına gelmiş olur ?
Neyse işte yaptığımız şey de aslında bi bok değil, onlar yürüyor bense arada artislik olsun diye koşuyorum sonra onları bekliyorum. Dönüşte de çoğu zaman ordaki parkta annemi sallardım , salıncağa bindirip.
Aslında spor bahaneymiş şimdi anlıyorum, çocukken cidden sağlıklıyım sportmenim falan havalarındaydım. Maksat o temiz ortamın tadına bakmakmış. Çok güzeldi ama cidden , hiç tanımadığın amcaların sana günaydın demesi, hafif serin havanın verdiği salak gülümsemeler falan. Sonra eve dönerken sıcacık ekmek veya simit alınırdı ohh..
Sonra annem kahvaltıyı hazırlarken önce asena çıkardı o yıllarda. Nedense hep aynı saatte, sabah 7buçukta başlardı. Yarım saat sonra da tsubasa ! Kahvaltımı da sobanın yanında haşlanmış yumurtamla (az pişmiş) yapardım. Allahım zevkee bak uleeeen gaza geldim ..
Ters olan şey ise , hayatım boyunca sabah uyanamamaktan çektim, derslerde uyumaktan çektim, oturduğumuz cafelerde uyumaktan arkadaşlarımdan azar işittim. Peki ya bu metenin nası olur da böyle bi dönemi olur, okula gidene kadar günün yarısına gelmiş olur ?
3 Mart 2012 Cumartesi
Düşünürken dinle(yeme)mek..
Hani bi yerde otururken düşünürsün, düşünürken ortamdan koparsın, gözlerinin nereyi netlediği belli olmaz ya.. İşte o olaya bi isim koyulmalı bence, ya da var mı bilmiyorum belki vardır. Çünkü o anda yaşamıyosun resmen uyuyosun gibi bildiğin. Bilmiyorum belki de benim dalmalarım biraz ağır oluyo ama geçen gün şöyle bi olay oldu;
Atılla bi cafede kahve içiyoruz muhabbet ediyoruz falan , bana çok hararetli bişeyler anlatıyo, ben de dinliyorum. Neyse dinlerken tam sol çaprazımda yaşlı bi amca dikkatimi çekti. Bütün hareketlerini incelemeye başladım (zaten beni tanıyanlar bilir konuşurken çok az göz teması kurarım genelde etrafa bakıyorum). Adam aklısıra çok titiz ve elit birisi, garsonu çağırıyo "Canım şu çayı al, tabağına peçete katla koy, şekerleri de ayır istemiyorum" falan diyo. Bildiğin uyuz. Neyse efenim yaklaşık 3-4 dakika inceledim böyle ben adamı, sonra birden şöyle bi ses yükselmeye başladı; " azzzınııvunu nananammii ezziiniiizi yununuaazimi...." Hayatımdaki en büyük aydınlanmalardan biriydi yemin ederim. Meğerse atıl onu dinlemediğimi anladıktan sonra saçma sapan konuşmaya başlamış, ben de dinliyo gibi gülümsüyomuşum 3-4 dakkadır. Tamam böyle çok yapmıştım birilerine ama bu ilk kez kullanılmıştı, resmen derinlerden yükseldi yani ses çok garipti, aynı baygınlıktan uyanmak gibi (1 kere oldu). Tabi iyi bi küfür yedim, haketmiştim yani..
Bu dalma konusunda bide şöyle bi sıkıntım var.. Atölye , cafe gibi kalabalık yerlerde dalıyorum bazen ve kendime geldiğimde tam gözümün hizasında bi kızın dekoltesi ya da frikiği falan oluyo. Allahım nası utanıyorum, resmen kaç dakkadır öküz gibi bakan bi hayvanım o an. Yani bilerek baksam, o kadar utanmıycam ama yanlış anlaşılınca insan kötü hissediyo bilader! Hele hele boktanın da boktanı kendine geldin, dekolteyi gördün, kafayı kaldırırken kızla göz göze geldin. HAH SIÇ... Tanıdıksa falan bi daha nası bakıcam lan o kızın yüzüne. Ama artık tecrübelendim, eğer kendime geldiğimde uygunsuz bi noktaya kitlenmişsem kafayı hiç yukarı kaldırmıyorum. hoop yana doğru kafayı çevirip virajdan çıkıyorum yani.
Valla sonuç olarak saygısız da olsam, sapık da olsam giricem o moda kardeşim, o an onu düşünmek istiyosam kimse kusura bakmasın, düşünücem. Ohh
Atılla bi cafede kahve içiyoruz muhabbet ediyoruz falan , bana çok hararetli bişeyler anlatıyo, ben de dinliyorum. Neyse dinlerken tam sol çaprazımda yaşlı bi amca dikkatimi çekti. Bütün hareketlerini incelemeye başladım (zaten beni tanıyanlar bilir konuşurken çok az göz teması kurarım genelde etrafa bakıyorum). Adam aklısıra çok titiz ve elit birisi, garsonu çağırıyo "Canım şu çayı al, tabağına peçete katla koy, şekerleri de ayır istemiyorum" falan diyo. Bildiğin uyuz. Neyse efenim yaklaşık 3-4 dakika inceledim böyle ben adamı, sonra birden şöyle bi ses yükselmeye başladı; " azzzınııvunu nananammii ezziiniiizi yununuaazimi...." Hayatımdaki en büyük aydınlanmalardan biriydi yemin ederim. Meğerse atıl onu dinlemediğimi anladıktan sonra saçma sapan konuşmaya başlamış, ben de dinliyo gibi gülümsüyomuşum 3-4 dakkadır. Tamam böyle çok yapmıştım birilerine ama bu ilk kez kullanılmıştı, resmen derinlerden yükseldi yani ses çok garipti, aynı baygınlıktan uyanmak gibi (1 kere oldu). Tabi iyi bi küfür yedim, haketmiştim yani..
Bu dalma konusunda bide şöyle bi sıkıntım var.. Atölye , cafe gibi kalabalık yerlerde dalıyorum bazen ve kendime geldiğimde tam gözümün hizasında bi kızın dekoltesi ya da frikiği falan oluyo. Allahım nası utanıyorum, resmen kaç dakkadır öküz gibi bakan bi hayvanım o an. Yani bilerek baksam, o kadar utanmıycam ama yanlış anlaşılınca insan kötü hissediyo bilader! Hele hele boktanın da boktanı kendine geldin, dekolteyi gördün, kafayı kaldırırken kızla göz göze geldin. HAH SIÇ... Tanıdıksa falan bi daha nası bakıcam lan o kızın yüzüne. Ama artık tecrübelendim, eğer kendime geldiğimde uygunsuz bi noktaya kitlenmişsem kafayı hiç yukarı kaldırmıyorum. hoop yana doğru kafayı çevirip virajdan çıkıyorum yani.
Valla sonuç olarak saygısız da olsam, sapık da olsam giricem o moda kardeşim, o an onu düşünmek istiyosam kimse kusura bakmasın, düşünücem. Ohh
Kaydol:
Yorumlar (Atom)