20 Aralık 2013 Cuma

Ortalık Karışık, Ceyms Bildiriyor..

Eveet ortalık karışık sayın seyirciler. Piyasa rekabet içinde çeşitlenmeye devam ediyor. Herkes işgüzarlığı bir kenara bıraktı, bir eline çabasını bir eline özverisini aldı ve işe koyuldu. Birazdan açıklayacağım hayatın en kritik gerçeklerini duyunca yaşamınızı eskizi gibi devam ettiremeyeceksiniz.

Hepimizin bildiği gibi yaklaşık 10 yıldır bim, dia, şok, a101 vebenzeri toptancılar ayağımızın önüne kadar geldi ve tüketim toplumuna yeni bir kavram entegre oldu. E biz de bu nimetlerden sonuna kadar faydalandık tabi. Bir anda 3,90 TL'ye doymaya, 12,40 TL'ye arkadaşlarımıza yemek ısmarlamaya, 15,35 TL'ye lüks bir yemek masası hazırlamaya, 19,90 TL'ye buzdolabını doldurmaya başladık. Peki piyasa yeni haberler neler, sizin için araştırdık, daha ucuza doyabilmeniz için Gültepe'den bildiriyorum.

Sektöre fırtına gibi giren Ülker Makarneks domatesli, acılı domatesli, peynirli seçenekleriyle ortalığı kasıp kavuruyor. Ürünü bilmeyen seyircilerimiz için fiyatı alıştıra alıştıra söylüyorum sıkı durun; 1 LİRA ! Siz hiç 1TL'ye doydunuz mu a dostlar? Avucum kadar paketi alıyorsunuz, içinden sıkıştırılmış makarna ve sos paketi çıkıyor. 3 çay bardağı kaynamış su, makarna ve sosu bir tencerede suyunu çekene kadar pişiriyorsunuz HAZIIR. Aslında hazır noodle'ların çakması gibi duruyor ama emin olun piyasadan süpürür noodle'ı. Ben şiddetle peynirlisini öneriyorum sayın seyirciler. O tozdan çıkan yapay tat nasıl olur da peynirden bile güzel olur !

Yapaylıktan bahsetmişken Taşkışla taraflarındaki söylentilere göre meyve nektarı ile meyve suyunun farkı içtikten sonra bardağın dibinde renk kalıp kalmamasına göre anlaşılıyormuş. Cappy'nin %100 doğal portakal suyu hiç renk bırakmıyormuş mesela. Fakat inceleme yapmadık bilmiyoruz işin esasını.

Ancak Gültepe'deki merkez laboratuvarlarımızda bizzat incelediğimiz ürünler ise Fanta'nın son kozları; elmalı ve armutlu Fanta. Sizin için denedik ki bilgilenin diye. Elmalıda hafif bir mayhoşluk var fena değil sayın seyirciler. Böyle içtikten sonra ağzınızın yan tarafları bi yavşamaya uğruyor, ama öneriyoruz kesinlikle. Armutluda ise durum biraz farklı, tam bir armut tadı alıyorsunuz, sanki armut yiyormuş gibi. Fakat ben mesela meyvenin tadının direk gelmesini istemem. Ayrıca çok şekerli. Pek önermediğimiz ürünler arasında.

Gelelim nasıl alışveriş yapacağımızın tüyolarına. Uyarıyorum, gidip de saçma sapan çakmaları almayın kolanın ice tea'nin çakmaları gibi.. Adam gibi çakma alın mesela pringles'ın çakması olan amigo (dia sa) gibi. Amigonun acılısı çok iyi. Baharatlısı fena değil. Ama sadesi çok tuzlu, önermiyoruz. Bim'in pringles'ı olan party'yi ise hiç önermiyoruz, o nası tat lan öyle? Pardon sevgili seyirciler..Mesela çikolata sektörü bomba. Kocaman çikolatalar 1 lira oluyor. Bim'in buono'su en sevdiğim. Fıstıklı..

Özetle sevgili seyirciler bildiğiniz gibi ortalık çok karışık kimin eli kimin cebinde belli değil. Herkes herkesin malına sulanacağına hepimiz doyalım oh. Artık çakma gıda sektörü çok gelişti biraz ön yargılarınızı kırın. Ama bokunu da çıkarmayın lütfen. Önümüzdeki günlerde toptan gıda hakkında bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Ceyms haber. Gültepe.

31 Ekim 2013 Perşembe

Yine mi renkk

Sabah sokağa çıkıp akşam eve döndüğüm yaşlardayken annem bi gün giyim tarzıma kızmıştı. Kahverengi kadife pantolonumun üzerine mavi kazağımı giymiştim. Maviyle kahverengi hiç uyuyor mu diye sordu ve konu Bi anda benim pasaklı oluşuma gelmişti. Hatta sonra babam benimle konuştu, oğlum giyinirken birbirine uyan renkler giymelisin falan demişti.
Neyse efendim geçen gün denizliye gittim. Yine aynı kombinasyon var üzerimde. Annemler dedi ki oğlumuz da giyinmesini iyi biliyor. İçimden gülümsedim keh keh diye,  bişey demedim onlara artık.
Acaba bu aradaki zaman sürecinde ne gibi şeyler yaşadılar ve zevk algıları değişti. Belki sevdikleri birisini bu renklerle görmüşlerdir? Ya da hala aynı zevke sahipler sırf beni az görüyorlar diye? Kim bilir. Neyse duyunca mutlu oldum tabi.
Ama insanın hayatında her şeyin değişebilmesine mutlu oldum. Kimse odun gibi aynı kalmıyor arkadaş. İnsan değişmemek için sert kabuklar içine girmemeli dedim içimden alakasız bir şekilde.
Bu arada bu yazıyı kahverengi tişört ve pantolonun üzerine giydiğim mavi gömleğimle  yazıyorum. Canımlarım

23 Eylül 2013 Pazartesi

Yapsatçı vs Mimar

Seneler önce bir blog yazımda bahsetmiştim. Öss'ye iki sene kala mesleğime dair taşları birleştirmeye çalışıyordum. Tasarımın heyecanlı bir iş olduğunu savunuyordum ve bu yolda ilerlemek istiyordum. Mimarlık fikri ilk böyle ortaya çıkmıştı ve ben boş durmak istemedim. Denizli'de kapı kapı mimarlık ofisi gezdim ve bana mimarlığı anlatmalarını istedim. üç beş ofis gezdikten sonra küçük bir tabelası olan ve bir apartmanın ikinci katında bulunan bir ofise girdim. Merhabalar ben mimarlık okumak istiyorum falan bir iki dakika sohbet edebilir miyiz falan filan bu heyecan fışkırtan küçük çocuk triplerini geçelim.. Ben mimar değilim zottirik abi odasında, bi girip sorabilirsin dedi kapının önünde masası olan adam.

 Girdim, başladık muhabbete. Ofis çok karanlıktı ve güzel kokmuyordu. Önce ben başladım konuşmaya, tasarım heyecanımın mimarlığa yönelmemi sağladığını söyledim ve "tasarım"ın bu mesleğin neresinde olduğunu sordum. Bana dedi ki "bak abicim ben bızırtık üniversitesinde okudum (adını vermiyorum orada okuyan birisi ümidini kaybetmesin diye). Bize de öğrencilik hayatımızda tasarımdan bahsettiler, pohpohladılar ama sonra hepsinin yalan olduğunu anladık. Ben denizlideyim bir mimar .. // imza yetkisi .. // projeler hep aynı.. // ..."

Buraları tam dinleyemedim başka şeyler düşündüğüm için. Ama şunu iyi hatırlıyorum "Önünde sonunda gelinen nokta ne 'YAPSATÇILIK' .. Bak bana ne oldum ; YAPSATÇI.. "

İçimden dedim ne lan bu yapsatçılık, kelime anlamını düşününce aklıma müteahhitlik geldi. Hak ettiğini bulmuşsun dedim içimden. (müteahhitlik mesleğine lafım yok ama mimarlıkla bir tutarsan 3üncü sınıf bir öğrenci bile arkandan konuşur)

Aradan 5 yıl geçmiş, şu an mimarlık üçüncü sınıfta yapım sistemleri dersinde yapsatçılığı öğrendim. Şöyle tanımladı hoca: 10 dairelik bir apartmana giden "ben buraya 22 dairelik apartman dikcem 10unu size vercem ama kalan 12yi de istediğim gibi kullancam" diyen adammış yapsatçı. Mimarlıkta gelinecek tek nokta buymuş yani. Düşünsenize bütün mimarlık hevesiyle yanıp tutuşanların buna inandığını. Ortalık ne hale gelirdi bir hayal edin.

Tamam mimarlığı sahiplenmiyordum orada ama adam mimarlığa küfrediyordu sanki o anda. Resmen iki sene boyunca içimde patlama noktasına gelmiş, fitili ateşlenmiş havai fişeklere su döktü. Peki bunu niye söylüyorum, şuan mimarlık düşünmekte olup belki kapı kapı gezen birileri vardır diye.. Ya da mimarlığa tasarım konusunda önyargılı yaklaşanlar için, bilmiyorum..


24 Temmuz 2013 Çarşamba

Vinç ve ceyms

Ceyms uyanıp pencereden dışarı baktığında, kenti bir vincin yok etmeye çalıştığını gördü. Gördüğü manzara karşısında şok oldu. Üstelik vinç tek kollu olanlardan değildi, 3 kolluydu ve 3 semti aynı anda yıkıyordu. Hemen masasından maket bıçağını ve suluboyasını kaptı ve merdivenlerden üçer beşer atlayarak aşağı indi. Doğrudan mahallesinin arka sokaklarındaki terkedilmiş fabrikaya gitti.

Tüm bu telaşın içinde nedense kendi kendine güldü, kendisini kentin kahramanı gibi hissetti. Pas tutmuş kapıyı zorda olsa açtı, içerisi çok ışık almıyordu. Eskiden iki cepheden ışık alan küçük pencereli fabrika, yıllar içinde etrafında ağaçlar yetiştiği için iyice karanlık kalmıştı. Ceymsin gördüğü tek çelik strüktür binaydı bu, ülke içinde toplam 4-5 tane kalmıştı ama hiçbiri değer görmüyordu. Yıkılmalarına sıra gelmemişti aslında.

Ceyms hiç vakit kaybetmeden suluboyasını çıkardı. Binanın 15 cm kalınlıktaki kolonlarına hayallerini çizmeye başladı. Belli bir formu yoktu bu çizdiklerinin. Bu sırada tekrar gülmeye başladı, hırslı ve küçük bir kahkahaydı bu. Sanki başaracağının farkındaydı ceyms. Birkaç dakika sonra kolon, ceymsin içini yansıtır hale geldi sanki.  Kolonda gittikçe rengarenkleşen ve birbiri içinde kaybolan fırça darbeleri oluşmaya başladı.

 Bütün kolon bittiğine kahkahalarla merdivenden tırmanıp fabrikanın çatısına çıktı. Vince bakarak beklemeye başladı. Dakikalar geçiyordu ve ceymsin yüzündeki gülümseme azalarak bitti. Vinç neden durmuyordu? Ceyms sinirden çıldıracaktı, anlam veremiyordu.

 Aklına bir fikir daha geldi, koşarak gitti ve fabrikanın etrafındaki ağaçlara bir bir tırmanıp maket bıçağıyla dallarını kesmeye başladı. Ama vincin sesi azalmıyordu bile. Ceyms yavaş yavaş ağlamaya başladı. Vincin neden bu kadar gözü dönmüştü. Son dalı keserken sinirden ağlamaya başladı ceyms . Herşeyi oracıkta bırakıp umutsuzca evine gitti, yatağında herşeyin olup bitmesini bekledi.

 Birkaç saat sonra kentte yaşayan bir insan bile kalmadı. Bütün binalar yerle bir olmuştu. Ayakta kalanlar ise ağaçlar ve fabrikaydı.

21 Haziran 2013 Cuma

Strateji oyununda türkleri seçtim

Bugün boğazın üzerinden geçerken taksime doğru baktım, göze çarpan büyük binalara baktım. Strateji oyunlarındaki görüş açısından bakıyorum gibi, bir an oyundayım sandım. Bazı binaları kaldırasım geldi, birkaç tane daha liman attırasım, bazı insanları ordan oraya götüresim geldi.

Ama son günlerdeki psikolojimizden midir nedir, yönettiğim halkın bana ayaklanmasını istedim resmen. Kimseye sormadan oraya kale dikiyorum oğlum ayaklansanıza ! Hakkınızı arayın. Size tıklayamıyım mesela, istesem de olmasın. Valla zevkine öldürmeye kalkarım hepinizi. Sinir olurum , şifre falan yazarım dimi ?! Yani sizi kontrol ediyor olmanın verdiği adaletsiz avantajı kullanırım .

Şuan gerçekte de pek bi farkı yok aslında, sadece o, oraya hepimizin oyları sonucunda geldi. Tek fark bu. Ama bilmiyor ki bu bir strateji oyunu değil, eycof oynuyor kendi kendine , ama bu sefer "tamam!" , "yaparım!!" , "emrin!?" demedi bu halk, daha da demez..

18 Ocak 2013 Cuma

Gelin size bir oyun öğreticem

Zar adamı okudunuz mu bilmiyorum. Listesine kendisiyle alakası olmayan kişilikler yazıp zar atıyor adam ve çıkan kişiliğe bürünmeye yemin ediyor kendi kendine. Böylece yavaş yavaş kendi kişiliğini kaybediyor falan filan. Ben de farkettim ki son zamanlarda bu tarz hareketler yapmaya başladım. Öyle oturup öküz öküz zar atmıyorum tabiki ama normalde hiç yapmayacağım şeyler yapmaya başladım.

Birkaç örnek verelim.. Geçen gün börekçide kahvaltımı yapıyordum, abinin biri hesabını öderken dedi ki; "ne kadar tuttu benim güzel abimm!?". Bu delikanlı edalar bende yok, garipserim böyle şeyleri. Ama hoşuma da gider bu samimiyet. Peki noldu o ortamda? Adama "ahaha adama bak nası konuşuyo" diye güldüler falan mı?  Hayır. Rezil falan olmadı yani. Dedim bi gün deniyim en fazla insanlar benim gibi önyargı kurarlar. Aynı yerde yedim böreğimi, abinin kızı vardı bu sefer. "2 börek 1 çay ne kadar yapar benim güzel ablamm!?" diyip efeler gibi çıktım börekçiden. Hoşuma gitti ben de devam ettim bu oyuna. Yaptıklarım da herhangi birinden görüp benim yapamayacağımı düşündüğüm şeyler.  Bi arkadaşıma bungee jumping yaptığımı söyledim, yalan söyledim yani. Geçen gün fular takıp saçma bi sergiye gittim, hatta bi kadınla bi eseri tartıştık entel entel. Hayatımda tek sevmediğim yiyecek olan ciğeri yiyip "bayılıyorum buna yaaaau" triplerine girdim. Otobüs durağında tanıştığım bi adamla konuşurken iktidara ana avrat küfrettim. Yeditepeden bi kız arkadaşımla konuşurken starbucks'ın kahvelerine bayıldığımı her sabah orada kahvaltı yapmadan zihnimin açılmadığını söyledim. Araba kullanırken sigara içip kolumu camdan dışarı çıkardım. Pantolonumun paçalarını sıvayıp topman'de gay kıyafetleri baktım ama almadan çıktım. Hocayla konuşurken burnumu karıştırdım. Çok yakın  bi arkadaşıma fazladan bir sürü övgü saçtım bizzat kendi yüzüne. Parkın birinde çimlere uzanıp sanki doğaya aşıkmışım gibi gülümseyerek etrafı süzdüm. Bunların hepsini 4-5 ayda yaptım. Haa bide bi blog yazısı yazıyım ve yazdığım hiç bişey gerçek olmasın dedim. Şuan yazıyorum. Belki bi kişi bile olsa bişeylerin farkına varır diye. Börekçiye gittim ama o yalan değil, kolay gelsin ciğerini yediklerim..

11 Ocak 2013 Cuma

Salak Mete

Evet efendim size hala anlam veremediğim salaklığımı anlatıyorum. Bir insan nasıl bu kadar salak olabilir demeyin ben de bilmiyorum. Anlatmadan önce bilmeyenler için şu bilgiyi vermem gerek. Metrobüs durakları şöyledir : mecidiyeköy > 20 durak > cennet mahallesi > 4 durak > avcılar > en son işte 7-8 durak falan var. Şimdi ben cennet mahallesindeyim ve mecidiyeköye gitmek istiyorum. (verdiğim haritadan rotaları kontrol ederek okuyabilirsiniz çünkü az sonra kafanız karışabilir) Neyse yanlışlıkla avcılar yönüne binmişim. HAHAHA ÇOK KOMİK DİMİ.. yok yok dur ..(SALAKLIK BİR) Bindim tamam mı , ben cennet mahallesini o 7-8 durak yazdığım yerlerde sanıyorum ve doğru yönde olduğumu düşünüyorum. Neyse metrobüsün son durağı da avcılar.. İndim avcılarda, aynı yönde aktarma yaptım.  (Yani ben avcıları geçtim mecidiyeköye yaklaşıyorum sanıyorum ama daha da uzaklaşıyorum aslında) (SALAKLIK İKİ) Bu hareketten 10 dakika sonra falan " LAAAN BU DURAKLAR NE! BEN YANLIŞ YÖNDEYİMMM " aydınlanmasını yaşadım. Sonra tekrar ters yöne bindim bu arada bilgeye mesaj atıyorum allahım ne salağım ters yönde aktarma yapan tek salak benimdir herhalde diye. Neyse avcılarda bidaha aktarma yapmam gerek. Ve naptım; AVCILARDA İNİP KARŞI PERONA BİNDİM! (SALAKLIK ÜÇ) Ve bunu elimde telefonla "hehe ne salağım" diye anlatırken yaptım. Bunu yapan tek salak benimdir demiyorum çünkü normal bir insanın bunu yapma ihtimali bile yok. İlk salaklığımda mesajlaşırken gülüyordum falan ama artık moralim bozuldu. Beynimi nerede düşürdüm diye düşünüyordum. Yani o kadar saçma ki olay HİÇ KOMİK DEĞİL ARTIK. En son doğru yöne bindim ama çok şüpheli gidiyorum yani. Bitsin istedim bu işkence. Bu yazıyı da şuan hala metrobüsün içinde yazıyorum yanımdaki adam 10 dakikada bir osuruyo konsantre olamıyorum nasıl bir gün bu bilmiyorum. (ÖLÜM VURUŞU) Bilge benle nasıl çıkıyor hala bilmiyorum ama çıkıyor. Siz de arkadaşlığınızı bozmayın şu kardeşinize bi yardım eli uzatın derim :)))))))

5 Ocak 2013 Cumartesi

Cahil Mete

   İnsanın büyüme evresinde bir an oluyor, kendisini dünyanın en cahil insanı hissettiği, hiç bir yeteneği olmadığını düşündüğü ve "ben ne halt yemeye çalışıyorum lan? " dediği bir an.. tam o anlardayım . Edindiğim bilginin, tecrübenin bi boka yaramadığını farketmeye başlıyorum. Mesela bir mimarlık ortamında bir konuya yorum yapasım gelmiyor. Çünkü temelimin sağlam olmadığını düşünüyorum. Birkaç kişi var anası ninesi mimar olan, ailesinden öğrendikleri birkaç kelimeyi kullanıyorlar, artistik olan kelimelerden.. Cümlenin arasına sıkıştırıveriyorlar. Aynı kelimeyi çok farklı anlamlarda kullanıyorlar, kimse de demiyor ki "lan biraz dikkat et söylediklerine". Ama hocaların gözüne giriyorlar biliyor musunuz.
   Bizim fakülte çok garip, ayrı bir dili var. Gir içine hiç bir şey anlamazsın. Parti yapılır şarap içilir illa, İTÜ MİMARLIK RESMİ İÇECEĞİdir şarap.. Ayrı bir modası var. Buldukları saçma kıyafetleri giyip öyle takılmaları gerek okulda, yoksa dışlanacaklarını falan düşünüyorlar. İnstagramda fotoğraflarının üstüne beyaz yazı yazıp feysbuka koymaları gerek. Ama yine de Türkiye'deki en güzel bölümdür itü mimarlık ona da laf getirmem yani.  "Entel" diyoruz kendi aramızda bu özentilere, ama gerçek entellik bu değil biliyoruz. Keşke içinden öyle giyinmek gelse.. Mesela ben de giyinirken rastlantısal takılırım ama ben küçüklüğümden beri öyleydim. Bilmiyorum bana biraz ortama tutunmaya çalışmak gibi geliyor. Bırak tutunmayıver anasını satıyım, CC alıver proje dersinden, kişiliğinden değerli mi.. Dur lan CC de çok az mış BB falan diyelim hehehe.
   Neyse ben yetersizliğimden bahsediyordum. Okula yaranmak için değil, gerçek bir yorum yapabilmek için bilgiye ihtiyaç var. Ulan sanat akımları hakkında pek bişey bilmiyorum, ünlü mimarları araştırmadım, yapı bilgisi bilmiyorum ve ben 4.döneme geçiyorum. İnsan acayip telaşa kapılıyor. Hadi mimarlığı geçtim blog yazasım gelmiyor cidden. Çünkü tam donanımlı olsam günde 2-3 blog yazarım gibime geliyor. İnsanları boş laflarla meşgul etmek istemiyorum. Beni takip edenleri yani, takip etmeyenlerden sorumlu değilim bakmasaymış..
   Mesela bunu okuyan bütün mimar arkadaşlarım kendisini mükemmel görür, çünkü insan böyle bişey okurken kendisine küfredemez, iyi bari lan böyle salaklar da varmış der. Ben böyle olmak istemiyorum, bişeyleri yapmış olmak için yapmak istemiyorum, evet belli bir birikimim olmasına rağmen ben YETERSİZİM arkadaş bunu kabul etmek gerek.. Ama hırslı çocuğum ha, basketten mi geliyor bilmiyorum ama yenilgiyi yediremem ben, bi şekilde hallederiz hepsini, herşeyi öğrenir sonra hep birlikte dalga geçeriz dimi lan haheheheaheh. Samimiyetsiz, insanlar sizi...