26 Şubat 2012 Pazar

Soğanım...

Görür görmez aşık oldum sana soğanım
Hep sahip çıktım, hiç laf attırmadım
Beraber büyüdük, beraber yetiştik
Yüzümü güldüren bi tek sen kaldın...

Biliyorum o turuncu elbiseni soyunca,
Utanıyorsun, bembeyaz tenin beliriyor
Dokunun kokusu bana yetiyor
Yapayalnız ve çırılçıplak kalınca...

O yeşil yeşil saçların yok mu
Hepsi ahenkle dans ediyor
Şampuana ihtiyacın yok senin
Mütemadiyen mis gibi kokuyor...

Anangilleri yumruklamışlar
Ben sana kıyar mıyım soğanım
Benimsin artık rahadol
Bedenini ellerime bırak soğanım...

Beni diriltiyor o sendeki cücük
Hele o yok mu zarif ve küçücük
Geçmiş oraya resmen çekiniyor
Beni diriltiyor o sendeki cücük...

17 Şubat 2012 Cuma

Dikkat ! Mutluluk içerir !..

Bugün çok doğru tarafımdan kalktığım kesin, tam güzin abla modundayım . Polyannacılık da olabilir. Ne derseniz deyin , ama şu aralar hayatımda olan bi kaç değişiklikten bahsedicem.

Sanırım hayatıma giren bikaç yeni arkadaşlarımın da etkisiyle kişiliğimde hafif değişiklikler oldu. Duyarlılık, saygı, iyilik, paylaşmak, fedakarlık gibi kavramları yeni baştan öğrendim sanki. İşin özeti şu aslında; KÜÇÜK şeylerden mutlu olabilmeyi öğrenmeye başladım. Dikkatinizi çekiyorum ÖĞRENDİM demedim. Hala öğreneceğim çok şey var ama yeni tanıştığım bu kavramlar beni bu aralar çok olumlu etkiliyor. Bunu paylaşmakta da sakınca bulmuyorum insan o anda mutlu olacağı şeyi yapmalı, twitter almam diyodum aldım, blogu yayınlamam diyodum yayınladım, noldu ki ? Birisine hesap mı veriyorum ya da çok mu açık olduğumu düşünüyorum? Hayır. Zaten özelimle ilgili bişeyler paylaşmıyorum, paylaşanı da takdir etmem. Ama düşündüğünü yazmak ya da yazılanları okumak, insanın kendisini tartmasına yarıyor.

Neyse konuyu sapırttım yine, gel gelelim etrafımdaki şeyleri eleştirmeyi azalttım bu aralar. Önceden ÇOCUKÇA dediğim şeylerden mutlu olabilmeye başladım. Küçük bi hediye, küçük bi jest, küçük bi gülümseme, küçük bi para, küçük bi ev, çokk paraa çok paraaa , HMmaskmfl pardon.. Ya abi anlatmak istediğim şu, yemekhanede bi kepçe çorba koyan amcaya kolay gelsin abi demek zor bişey değil hepimiz biliyoruz dimi? Değil ulan valla değil. Ama hala yapmıyorum biliyomusunuz , neden bilmiyorum ama her zaman olmuyo işte . Arada diyorum ve insanda salak bi mutluluk oluyo o zaman. Sanki adam benim "kolay gelsin" dememle kepçeyi daha bi meslek aşkıyla sallıycak. Yooo, ama güzel bişey işte. En azından farkındayım be artık.

Yurtta kalıyorum ve gün içinde sadece kolay gelsin dediğim temizlikçi teyzelerin biriyle muhabbet etmeye başladık. Odaya giriyo , abla diyorum istediğin şarkıyı söyle çalıcam sana (fizy var tabi atıyoruz havamızı). Bana ne diyo biliyomusunuz; sen dinlemezsin ki oğlum. Dedim ben herşeyi dinlerim sen istediğini söyle. Beraber halk müziği dinledik zaradan, hasretindenn yanndııı göönlüüümmm ... Şimdi hergün projelerimi soruyo, kaç aldın o gün uğraştığın resimden diyo. Ben de "teyzee YARDIRDIMMM" diyorum. şaka şaka usturuplu bi şekilde kutluyoruz pet bardakta kolayla falan..

Ya mimarlığa geçti buna bi haller oldu demeyin, etkisi var tabiki ama önemli olan şey tecrübeler, pişmanlıklar, hatalar. Benim yanımda olan kişilerin payı çok büyük elbette, onlar kendilerini biliyor. Hayat bu bazı şeyler kötü gider , sonra bu yazdıklarım çok öküzce gelebilir. Zaten ben burda herşeyden mutlu olalım, kardeş kardeş yaşayalım, kelebekler uçsun kaçsın demiyorum  ama karşınızdakinin duygularını önemseyin biraz anasını satıyım ya odunmusunuz olum! öhmmkkh, ay pardon ya. Ay mı ? Neyse iyi geceler yarın da diğer tarafımdan kalkıyım bakalım.

9 Şubat 2012 Perşembe

Ben güzele güzel demem uzun kulakları olmadıkça

Şimdi önce seni bi uyarmak istiyorum okumaya başlamadan, düşün çok sıkıldın, üzerine biraz daha sıkıldın ve birazcık daha.. Salak salak şeyler düşünmeye başladın, o kadar fazla düşünmeye başladın ki beynin kısa devre yaptı yapıcak. Hahh.. Ben şuan o halimdeyken düşündüklerimi yazıyorum, herşeye hazır ol, vereceğin en normal tepki "ne diyo bu salak yeaa" olacak. Ben de zaten tam anlamıyla anlatabileceğimi sanmıyorum.

Aslında herkesin düşündüğü bişey bu, yani ben öyle düşünüyorum, düşünüyosunuzdur heralde, düşünün. Ya şu dünyaya kendi gözünden bakıyosun ya, çok garip bişey lan bu. kendi kamerandan görüyosun yani . ama  "aynı anda" arkadaşın "aynı dünyayı" farklı açıdan görüyo. Hep onun gözünden görmek istedim dünyayı, sen de istedin biliyorum. Ama söyliyim iyi ki görmedin. Çünkü HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRARSIN.

Neden biliyo musun? arkaaşım ben şuna inanıyorum; hepimizin algısı farklı bu hayatta. Yani duyu organlarıyla algıladığımız şeyler, herkesin beyninde farklı yorumlanıyo. Şöyle ki ; senin mavi dediğin şeye ben kırmızı diyorum aslında. Yani senin mavin, benim kırmızım. Haahahaha ulan anlatılması çok zor bişey :D salak salak cümleler yazıyorum şuan. Çok sanatsal gibi gözüküyo senin mavin falan.. öhöö neyse konumuza gelelim. Yani sen mavi (bana göre) bi nesneye baktığında kırmızı görüyosun, fikriye pembe görüyo, nazmi turuncu görüyo, ben mavi görüyorum. Ama hepimiz ona MAVİ diyoruz. O yüzden diyorum gelsen benim kadrajımdan baksan dünyaya, iğrenç bi renk cümbüşüyle karşılaşırsın. Anneni kahverengi görmek, papatyayı siyah görmek, şrek'i sarı görmek pek hoşuna gitmez. Ama ben de buna alışmışım işte bana normal geliyo.

Hatta ve hattaaa, sadece renk de değil. (Şuan biraz daha saçmalamaya başlıcam kemerlerinizi sıkıca bağlayınız  türbülansa giriyoruz) Sen benim çemberime, üçgen diyo olabilirsin. ( Sakın üçgenin çapını nası hesaplardım o zaman deme onu ben de bilmiyorum dur bi) Ama şöyle açıklıyım, mesela bi iğneye dokunuyorsun sen onu sivri görüyorsun dokunuyorsun acıyo. Ben aynı iğnenin ucunu düzlemsel görüyorum dokunuyorum ama benimki de acıyo! Ve ikimiz de buna SİVRİ diyoruz. Böylece problem kalmıyo. Off anlatamadım galiba ama anlıyo numarası yapın çok heycanlıydım buna başlarken. Aha dur buldum! Mesela şunu düşün sen güzel bi kıza bakıyosun normal insan gibi görüyorsun, ben bunca yıldır bütün insanları avatardaki gibi görmüşüm mesela. Ama kimse farkedemiyo işte karşılaştıramadığı için. O yüzden ben o senin güzel dediğin kızı hep yaratık gibi iğrenç bişey olarak gördüm aslında. Ama ikimiz de GÜZEL dedik.

Algı meselesi çok değişik gerçekten, çoğunuzun bunları düşündüğünü biliyorum dünyadaki tek gerizekalı ben değilim. 4-5 yaşındayken falan hep gördüğümü direk kağıda çizebilmek isterdim. Ama kağıdın üst tarafında M harfi gibi bi karartı olması gerekiyodu.(Anlamadıysan bakabildiğin kadar yukarı bak kaşlarının olduğu kısmı öyle görüceksin) Tabi kağıdın altında da burnum olmalıydı, çünkü baktığımda görüyorum. Ama büyüdükçe anladım ki onu çizmek o kadar da kolay değilmiş. Sonra zaten çizimim kötü dedim kolayına kaçtım.

Yaaaaani kafayı sıyırmadan düşünmeyi bıraktım en sonunda, şuan fikirler çok havada ama ilerde hepsini toplıycam ve bununla ilgili bi film çekicem, Aynı konuyu 4 farklı animasyon tekniğinde izliyceksiniz. Çünkü biliyosunuz 4 kişinin de algısı farklı. Güneşli bi günü bazısı turuncu , bazısı mavi, bazısı simsiyah görüyor. Ama hepsi MUTLU oluyor..

3 Şubat 2012 Cuma

Önlüklüler size sesleniyorum; bişeyler yazın !

Küçüken hep şöyle bi fikrim vardı. Babama, anneme, kardeşime karşı ne düşündüklerimi bi deftere yazıyım, büyüyünce okurum. Eğer yanlış yapmışlarsa ben onları yapmamaya gayret ederim, sevdiğim yönleri varsa ben de aynı yolda gitmeye uğraşırım. Ne güzel fikirmiş dimi, yaklaşık 10yaşımdan 15 yaşıma kadar 5-10 kere aklımdan geçmesine rağmen üşengeçliğim yüzünden hiçbişey yazamadım. Şuan kafamı taşlara vursam yeri yani, keşşşşşşke diyorum yaa keşşşşkee yazsaymışım NEDEN yazmadım NEDEN !! Şuan buraya tırnak işareti kullanarak birebir geçiriyodum KÜÇÜK METE'nin ağzından alıntı olarak.. Off of ne güzel olurdu. Kimbilir neler diycektim ? Depresif miydim? Umutlu muydum? Vurdumduymaz mıydım? Kaygılı mıydım? Herşeyin yazılı belgesi olacaktı. Şuan beynimin bütün hücrelerini yorarak bişeyler hatırlamaya çalışıyo olmazdım. Çocukluğumla oturup muhabbet etme fırsatım olurdu..

Bu blog yazma işini biraz da bu yüzden çok seviyorum. Çünkü bişeyleri geleceğe aktarma fikri beni büyülüyor resmen. O zamanda yapamadığımı şimdi yapmaya çalışıyorum heralde. Şuan çocukluk psikolojimi öğrenemicem ama belki ilerde genşlik düşüncelerim beni çok şaşırtır. Şaşırtsın da zaten. Hiç bi zaman tekdüze hayat istemedim, hep farklı bişey düşüneyim, bulunmayanı bulmaya çalışayım dedim.. "Vay be o yaşta neler düşünmüşüm" diyebilmek çok zevkli bişey. Hatta "Lan ne salak çocukmuşum yaa" demek bile çok zevkli..

Aa aklıma şuan konuyla ilgili bişey geldi. Ben OKS zamanında (şimdiki SBS) kendimi zeki sanardım, az çalışırdım. Yani stresini sonuna kadar yaşardım orası ayrı ama icraata geçmezdi yani. Bi gün babam aldı beni oturttu karşısına. Sen neden bu kadar rahatsın dedi. Ben "yapabilceğimi düşünüyorum baba" dedim. Babam da "ben bu gidişle düşünmüyorum"dedi. Öyle diyince benm ergenlik lobum patladı, görürsün baba bilmemne... Babam da iyi o zaman al bu cildin başına bunu yaz dedi. Şuan evdeki Ana Britannica ansiklopedileri 1. cildin ilk sayfasında şöyle yazıyor; BEN DAL'I KAZANIRIM. Altına da imza atmışım gaza bak... Ve tabiki hep babalar haklı çıkar , TEV'i bile kazanamıyodum az daha.. Tamam şuan iyki Dal'a gitmemişim Tev'e gelmişim diyorum ama yine de hayatımın en büyük GÖT oluşlarından biriydi. Kısacaaa bazen geleceğe belge aktarmak pek sevimli olmuyor ama her türlüsünün sana katacağı çok şeyi oluyor :)

Hem düşündüm de eğer mimar olabilirsem bu da geleceğe bir belge aktarmak değil mi ? Yapıtlarımda gizli şifreler olucak şimdiden duyuruyorumm!! Ben böyle şeyleri çok severimm, üzerime filmler çekilsiinn kitaplar yazılsınn.

Belki üçgen içine göz motifi yerleştiririm, millet de bi bok var sanıp üzerine saatlerce konuşurlar (!)